1 Ekim 2019 Salı

Japonya'da bir kavuna 100 TL verdim

Yaz gelince benim canım hep Nektari çekiyor.
Nektariyi çok seviyorum vallahi:) Koca yaz geldi, geçiyor sadece bir kere denk geldim, bir daha da göremedim:(
Bir haftadır nektari de nektari market market dolaşıp duruyorum.
Yok! hiç bir markette bulamıyorum.
Geçenlerde Osaka'nın en varoş, varoşunda dibi olan " Nishinari " mahallesine gittim.
Belki oradaki marketlerde bulurum diye.. Cidden de buldum Heyooooo!!
Salak gibi bir paket alıp geldim. Gerçi pahalıydı ne yapabilirdim ki?

Neysem aldım yedim ama yine canım çekiyor. Bizim semtteki marketlere baktım yok! yok!
Dedim şu Nishinari'ye gideyim yine varsa orada vardır.
Geçenlerde bulduğum o markete koştum ilk, orada da kalmamış.
öyle böyle canım bir meyve olsada yesem'e geçti:)
Baktım kavun var. Dedim kavun alayım o zaman.
Tanesi " 1000 Yen " Yani 50 TL .
Dilimleyip dolaba koyup bu sıcakta buz gibi yerim:)
Kavunu attım bisikletin sepetine. Sepette bir de kol çantamla iş çantam vardı.
Eve dönerken başka marketin önünden geçerken şuna da bakıp döneyim dedim.
Kol çantamı, iş çantamı aldım. iki dakika girip çıkacam bir de kavunu yüklenmeyeyim dedim.
Ne bileyim.. Bizim semtte altın da koysan kimse el sürmez.
Ama bisikleti kilitleyip gittim. Durup dururken bisikletten olmak bana ağır gelir:)


markete girmemle çıkmam 2-3 dakikayı buldu!
döndüm ki bisikletteki kavun yok..
Market görevlisi başındaydı, hemen ona sordum bisiklette kavun vardı nerde?
Adam görmedim kavun falan, bilmiyorum dedi.

Ya dedim iki dakika içinde nasıl çalarlar!
Dedi Eee burası Nishinari.. Burada hırsızlık hat safhada.
Altından donunu çaldırmadığına dua et..
Ya nishinari'nin imeji kötü olduğunu biliyordum, 
İçkici, kumarcı, ağızları ve ahlakları pis olduğunu biliyordum ama hırsızlıklarını bilmiyordum doğrusu..

Ya birde o kadar çok yabancı yaşıyorki bu varoş bölgede, özellikle de dünya genelinde Japonya'ya gelen turistler bu semtte oda kiralıyor.
Ciddende Nishinari bölgesinde Otel, Motel, Hostel, Pansiyon, Guest House vs. çok ucuz.
Ama güvenilir bir bölge değil! Oda ararken bu bölgeden aramamaya özen gösterin derim..
En azından Türkleri oradan uzak tutmaya çalışıyorum, bundan sonra iyice uzaklaştıracam:)

Ya düşünsenize, adamlar market önlerinde pusu kurmuş bekliyor..
Sen sırtını dönmenle poşetleri kapıp gitmeleri bir oluyor..
Eğer ki gerçekten de ihtiyaç sahibi biriyse Helali hoş olsun..
Hakkım helal olsun dedim anında.
Ama bunu bir meslek haline getirip insanların sırtından geçiniyorsa allaha havale ediyorum..
Çünkü o kavunu almak için alın teri dökmüşüm.

Hırsızlıkta haramdır. Çünkü kul hakkına giriyorsun.
Ama buna mecbur kalmış, karnı aç, gerçekten muhtaç biri aldıysa Helal olsun..
İstemeyerekde olsa, bilmeyerekde olsa sevap kazandıysam ne mutlu bana.

Bu yazıda söylemek istediğim bir şey daha var. Japonya öyle bildiğiniz gibi cennet bir ülke değil.
Japonlarda melek değil. Semtine göre iyisi de var kötüsü de.
Biz, Naniwa-ku semtinde yaşıyoruz. Bisikletimiz anahtarsız dursun kimse elini sürmez.
Market önünde saatlerce bisiklette erzaklarla dursun kimse dönüp de bakmaz.
Sadece naniwaku bölgesi değil, Osaka'nın bir çok semtinde öyle. Altın olsa kimse el sürmez.
Ama bu semt cidden tehlileki. Aman nishinaride. uzak durun:))

Not: Bu arada hemen o kavunu aldığım markete geri dönüp bir 50 TL daha verip yeni bir kavun daha aldım:) İnadım inat oldu gibi ama can çekti:)
Olsun. Diğeri kısmeti bulmuş, yapacak bir şey yok:)
Her şey nasip kısmet işi..

29 Eylül 2019 Pazar

Japonya'da Semizotuna hasret kaldım

İnsan vatanından, memleketinden uzaklaşınca sadece topraklarından, evinden, ailesinden uzaklaşmıyor! Alışık olduğu damak tadından da uzaklaşıyor..
Biliyor musunuz? Ben  Japonya'ya kendi isteğimle gelmedim..
Bazen instagram veya Facebook hesabımdan Türkiye'yi öven paylaşımlar yapınca takipçilerim hemen lafı yapıştırı veriyor.. Çok seviyorsan neden kaçtın ülkenden. Neden Japonyadasın o zaman? vs..
Bu benim tercihim değildi ki! Bir insan vatanından ayrıysa kendi tercihi de olmayabiliyor.
Her insanın yaşadığı hayatı bir sebeple seçmek zorunda kalabiliyor neden kendinizi onun yerine koyup iki saniye de olsa düşünmüyorsunuz? Çok alıyorum bu tür tepkiler.
Japonya'ya gelme sebebimi de ilk yazılarımda gelişimi yazdım. Okursanız sevinirim 😊

Japonya'ya taşınalı 8 sene falan olmuştu. Canım o kadar çok semizotu salatası çekiyordu ki annemle her telefonda görüşmemizde semizotu özlemimden bahsederdim.
O da ana yüreği işte hep içerlerdi. Ne yapsam? ne etsem de sana göndersem derdi.
Gelen giden varsa gönderiyim diye çırpınırdı kadıncağız.


Semizotunu ilk kez 10 yaşlarımda memleketim olan Çorum'a gittiğimizde yemiştim.
Hayatımda ilk kez ve dünyanın en lezzetlisi ve organiği olan köy semizotu, köy yayığı ve köy yufkasıyla Canım teyzemin elinden yemek olmuştu. Hala o lezzeti tutturamıyorum.
Benden dolayı olduğunu düşünmüyorum aslında :) Tek sorun köy ürünleriyle yapamadığımdan.

İşte o günden sonra çok sevmiştim semizotunu. Japonya'ya taşındıktan sonra ilk özlemini çektiğim şeylerden biri o olmuştu.
Doğma büyüme şehir kızı olduğumdan yeşillikten hiç mi hiç anlamam.
Anlamadığımı da birazdan göreceksiniz:))
Anlamasamda Telefondan semizotu resmini ve japoncasını bulup markete almaya gitmiştim ilk geldiğim zamanlar. Ama hangi markete gitsem bütün market çalışanları boyunlarını eğip bu nedir? nasıl bir şeydir bilmiyorum dediler.
Hiçbiri semizotunu bilmiyordu, bende tarif edemiyordum:(

Gel zaman git zaman, bir kaç yıl sonra annem ilk ziyaretime Japonya'ya geldi.
Ne annemden ne de benden mutlusu yoktu😍 Her gün bir yere götürüp gezdiriyordum.
Annem aynı ben:) çok sever gezmeyi de konuşmayı da öğrenmeyi de.
geldikten bir kaç gün sonra bizim caddeden yürürken bir anda yolun ortasında durdu kaldı öylecek.
Hiç kıpırdamadan yere dik dik bakıyor.
Korktum noldu acaba? Hemen geri dönüp noldu? bir şeyin mi var dedim?
Annemin yüzü şekilden şekile girmeye başladı:) Önce şaşkın bakışlar, sonra tebessüm en sonrada kızgın bakışlarıyla bana dönüp geri zekalı yer gök semizotunu ya burası.
Onca zamandır üzülüyordum ne yapsamda buna semizotu gönderip de yedirsem diyordum.
Kızım sen manyak mısın? Evin dibi semizotu kaynıyor hiç mi farketmedin! dedi...

Anne semizotu nedir? neye benzer ben ne bileyim! Ben bunlarıları ot sanıyordum.
Tamam yedim bir kere ve çok sevdim, özledim ama pişmiş halini biliyorum sadece!
Şimdi bunlar semizotu mu cidden? diye kendimi gerçekten de gerizekalıya koyup masum rolü yaptım:) Eee kadının vicdanıyla oynadık onca yıl:))

Annemi o an görecektiniz.. Saldırıyor semizotlarına:)) Mübarek cidden de öyle bir bereketli çıkmış ki! Sanırım 10 kilo kadar toplamış annem o hızıyla:)
Eve geldik, birlikte temizleyip, pişirip yedim ama nasıl yiyorummmm parmaklarımla birlikte:))
Ben onu yerken annemin sevincini görmeniz gerekti:) Kadının yüzü nasıl gülüyor, tarif etmemin imkanı yok:)

Annem 3 ay kaldı yanımda, 3 ay boyunca da gördüğümüz göreceğimiz bütün semizotlarını toplayıp haftanın 2-3 günü bana pişirip durdu:) hatta dönmesine 1 hafta kala dondurucumu semizotu ile doldurup öyle gitti anammm:))

21 Eylül 2019 Cumartesi

Japonya'da tereyağı ve süt ürünleri kıtlığı yaşanıyor

2014 yılında Japonya'da tereyağı kıtlığı hat safhadaydı.
Normal büyük marketlerde bile tereyağı reyonlarında " Japonya genelinde tereyağı kıtlığı nedeniyle uzun bir süre ürün bulunmamaktadır yazıyordu.
O zamanlar ciddi şekilde türk yemekleri yapamama sorunu yaşıyorduk.
Çünkü margarinlerde domuz katkısı olduğu için margarin kullanamıyoruz.
Sadece hakiki tuz ve sütten imal edilmiş tereyağı sokabiliyoruz evlerimize.

Arkadaşlar, nerede bir tereyağı stoğu bulsa hemen mesajla birbirimize bildiriyorduk. şu semtte, şu markette, şu sayıda tereyağı buldum acele edin diye birbirimizi haberdar ederdik.
6 ayı bulmuştu bu kıtlık. Daha çok büyük toptancı marketlerde bulunuyordu.
O da öyle istediğin gibi almak ne mümkün. Bir müşteri sadece bir tane alabilir uyarı kağıdı asılıydı o reyonda. Kasadan sadece tek tereyağı ile geçerdik.

Hani ertesi gün gidip alırım bir şey olmaz diye içinizden geçirdiyseniz bu da mümkün değildi:)
Çünkü o büyük toptancı marketlerde bile haftada 1-2 kez çıkıyordu. Sıvı yağ ile idare etmeye çalışmıştık ya.. Ne günlerdi..


Bugün yine bir toptancı marketi olan " 業務スーパー Gyoumu super market " e gittim.
Dedim yarın sabah kahvaltıya mıhlama yapayım. Canım çekiyordu ne zamandır:)
Önce peynirimi aldım, sonra tereyağı reyonuna uğrayıp tereyağını almak için elimi bir uzattım ki ne?? Almanya'dan ithal edilmiştir Menşeini gördüm. Dedim eyvah! yine mi bir kıtlık geliyor :((

Japonya'da hayvancılık ve mandıracılık yok denilecek bir seviyede..
Marketlerdeki süt ürünleri markalarına bakıyorum en fazla 2-3 marka var.
O kadar az seçenek var ki hatta günün ilk yarısında süt almadıysanız öğleden sonra 2-3 gibi süt almaya gittiğinizde süt reyonlarının tamamen bomboş olma olasılığıyla karşılaşma oranı %80 dir
Ben iş dönüşü alışverişe gidebiliyorum. O yüzden de çoğu zaman bu süt reyonlarının doluluğunu yakalayamıyor:) Ya bırak doluluğu bir tane bile süt bulamıyorum.

Onun içindir ki izinli günlerimde ve hafta sonları 2-3 paket birden alıp dolaba stokluyorum.
Süt candır ya, her şeyime ihtiyaç.
Peynirden hiç bahsetmeyeyim:) Japonya'da peynir sadece Hokkaido bölgesinde üretiliyor.
Hokkaido japonyanın en kuzeyi olduğu için bağ ve bahçecilik orada yetiştirilemiyor. En fazla patates ve pirinç oluyor. Asıl uğraşları hayvancılık.

Japonya' nın sırf o kısmında olduğu içindir ki peynir , süt ve tereyağı stokları çok az.
Peynir genelde tüm reyonlarda ithal edilmiş ürünler oluyor. Tereyağı çok nadir görüyorum hatta bin de bir diyeyim.  Umarım yeni bir kriz daha kapıda değildir..
1980 ve 1990 ların Türkiye kıtlığını yaşayanlar çok iyi bilirler. Hatta 1970 lerde daha fazlaymış, yaşımdan dolayı sadece annemlerden duyduğum kadarıyla para var ama gıda yokmuş.
Japonya'da da öyle. para gani gani ama süt ürünleri bulamıyorsun...


Japonya'da kırtasiye reyonundaki animeciler

Geçenlerde kırtasiyeciye gitmiştim. Kalem reyonuna geldiğimde bir kaç kalem incelerken bu kız dikkatimi çekmişti. Yanına yaklaşmadım belki çekinir veya kızar diye. Arkasından bir süre izledikten sonra farkettim ki bir şey çiziyor. Hani biz bir kalem alacağımız zaman imza atarız, karalarız ve ya bir şeye benzemeyen bir şeyler çizeriz ya öyle sanıp aldım telefonu elime arkadan video çekmeye başladım.
Videoyu yaklaştırdıkça şaşkın şaşkın ekrana baktım. Ne güzel eli sanki yağ gibi kayıyor.
Bir kız resmi çiziyordu. Sonuna kadar sabredip bekledim. Beklediğime de değdi doğrusu:))
Ya bu japon milleti deli vallahi! Adamlarda ki şu el becerileri beni hep şaşırtırdı fakat her geçen gün böyle süprizlerle daha fazla şaşırtıyorlar beni artık.

Düşünün! bir kalem reyonunda kalem nasıl yazıyor diye karalamak varken bir kız resmi çizmek gibi bir beceriye sahip bu millet.. Gerçekten de bravo dedim arkasından.
Umarım hakkını helal eder. onu tüm dünya'ya hayranlıkla tanıttığım içinde beni affeder..❤️


16 Ağustos 2019 Cuma

Japonya'da butik mağaza kabinlerinde uyulması gereken kurallar

Japonya'da alışverişe çıkanların çoğu bu ilginç aparatla karşılaşmıştır eminim.
Türkiye'de buna hiç denk gelmedim. Ben de ilk kez japonya'da gördüm bu koruyucuyu.
İlk alışverişe gittiğim mağaza küçük bir  butikti.
Mağaza görevlisine kıyafeti denemek istediğimi söylemiştim.
Görevli de beni kabinlere götürdü. ilk Söylediği şey, ayakkabınızı çıkarırmısınız olmuştu.
O zamanlar ilk kez kabinde ayakkabı çıkartmamı istedikleri için çok şaşırmıştım.
Ama aslında bir taraftanda temizlik bakımından hoşuma gitmişti.
Düşünsenize yer halıfleks ve günlük bir kaç kez süpürülüyormuş.


Ayakkabıyı çıkartıp içeri girdim, tam perdeyi çekicem kadın gitmiyor:)))
Eeee dedim kendi kendime. Bu seferde parmağını yere doğru uzatarak çöp kovasına benzer bir kutu gösterdi ve içinden tülden daha ince bir bez çıkarttı.
Dedim bu ne?
Dedi bunu kafana takacaksın:)
Dedim nasıl takacam delik yok ki? Bildiğin bez çuval:))

Sonra sağolsun kadıncağız aldı kendi kafasına takarak bana kullanımını gösterdi:))
Benim gözler yine fal taşı gibi açıldı:)
Dedim bu niye?
Dedi bu koruyucu!..
Dedim neyden koruyor?
Dedi kıyafeti yüzünüzde ki makyajdan ve saçınızdaki her hangi bir jöle veya yağlanmadan koruyacak.
Anladığıma göre o kıyafeti bir kaç kişi deniyor.
Her deneyende bir yerlerine Fondöten , Ruj , Rimel vs. sürerse o ürün özürlüye çıkacak:)

Eğer sizde bir gün japonya'da bir mağazada bu aparatla karşılaşırsanız kullanma zorunluğu olan bir mağazada olduğunuzu anlayın ve uyarı almadan direk takıp öyle deneyin bluzunuzu:))

Japonya'da bilet otomatlar ve kullanımı

Japonya'da küçük tren istasyonlarında bilet gişeleri yoktur.
Bu tür küçük yerlerde otomat bilet makineleri bulunur.
O istasyona ilk kez gelen yabancılar önce afallayıp kalıyor, bileti nasıl kesicez diye:)
sonra bakıyorlar ki duvarda bir çeşit otomat var, az biraz kurcaladıkça işi çözüyorlar:)

Bu otomatlardan eskiden Türkiye'de kullandığımız tek geçişlik kağıt biletler satılıyor.
Bu kağıt bileti gişeden geçerken gözeneğe koyup geçiyorsunuz.
ilk girişte bilet size tekrar dönüyor, o yüzden bileti unutmadan alın:)


Neyse, konumuz bu otomatlar, konu dışına çıkmayalım:)
Bu otomatlar büyük, küçük bütün istasyonlarda var.
Sadece küçük istasyonlarda gişeden bilet satan görevli yok.

Otomatı bazen yanlış bir yere tıkladığınızda size istemediğiniz bir bileti satmış olabiliyor.
Yani, Siz Minami mori machi'ye 230 yen vermek istediniz ama, Umeda'ya 280 olan yere hatayla basmış oluyor parmak:)
(Benim başıma çok geliyor bu hata) Otomatın sol alt köşesinde Çağrı düğmesi bulunuyor.
Bu düğmeye bastığınızda bir anda yan taraftan bir kelle uzuyor, " Hai douzoooo" diye ses çıkararak:)
Aman bir an ürküp kaçmayın. Adam size yardıma geldi. O bileti elinizden alıp, Yeni bileti sizin yerinize satın alıp gönderiyor:)
Anlayacağınız biletiniz asla yanmaz. Muhakkak geri iadesi yapılır..

11 Ağustos 2019 Pazar

Türkiye'de yaşayan japonlar

Bizler japonya'da yaşamak için fırsat kollarken neden bu Japonlar Türkiye'de yaşıyor diye düşündünüz mü hiç?.
Açıkcası ben düşündüm ve zamanla onları tanıdıkça cevabını buldum diyebilirim.
Japonların yaşam tarzları bizim yaşam tarzımıza kıyasla oldukça mekaniktir.

Herşey plan ve proğram dahiline ilerliyor.
Mesela bizdeki gibi yuvarlak zaman dilimleri yoktur.
Arkadaşımız arayıpta 5 dakikaya ordayım dediğinde biliriz ki bu en az 10 dakikadır J 
hepimize göre zaman algısı farklılık gösterir
J
Ama bir Japon size 5 değil 10 da değil 7 dakika sonra oradayım dediğinde mutlaka orda olur.

Bir nevi prensip meselesi J

Hayatın akışı kurallar düzen ve nizamdan ibarettir.

Ben Japonları genel olarak askere benzetirim.
Askere giden Türk arkadaşlar iyi bilirki disiplin , düzen ve nizam olayını askeri hayatlarında fazlasıyla yaşayıp tecrübe etmişlerdir.
Ancak bu Japonyada günlük hayatın bir parçasıdır.
Akıllarına aykırı bir şey gelmez. Kural kuraldır.
En küçük olayla örnekleyecek olursam konuyu şöyle açıklayabilirim.
Yaya geçidi ve trafik ışıklarının olduğu bir yolda eğer yoldan geçen bir araç yok ise biz ne yaparız ? yeşil ışığın yanmasını beklemeden geçeriz üstelik bu yaya yolu ve lambalar 10 adımlık bir ara sokağa konmuş ise hiç ciddiye bile almayız hatta yok sayarız.
Japonya'da yol boyunca mağaza , dükkan bakınarak gezerken yürüdüğüm yol , ara sokaklarada çıkıyordu ve hepsinde trafik ışığı vardı.



Önce duraksadım çünkü komik geldi en fazla 5-6 adımda geçilebilecek mesafelerdi.
Sonra kendime dedimki olsun sen onların ülkesindesin kurallara uy ve yoldan geçen herhangi bir araç , hatta bisikletli bile olmasada bende Japonlar gibi yeşil ışığın yanmasını bekleyip yeşil ışıkta geçtim.
Ama sonrasında baktım ki bu ara sokaklar bitmediği gibi her sokakta trafik  ışıkları var ayrıca  geçen bir araç da yok. Bende Türk usulü ışıklara aldırmadan güzelce geçtim.

Başka yayalar ise güzelce  bekliyordu ışığın kendilerine yanmasını.
Olsun ben yinede geçtim çünkü beklemek bana göre saçmaydı.
Sonra zamanla anladım ki Japonların çoğu (çok nadir olanlar hariç) bu 5-10 adımlık yaya yolunu ışıkları yok sayarak geçme ihtimallarini bile düşünmüyorlar.
Aslında biliyorlar bu çok basit bişey , onlarda yapabilirler ama yapmıyorlar.
Toplum onları birlikte hareket etmeye sürüklemiş vs.. 

Oysa , ben trafik ışıklarını görmezden gelip yolu geçerken , yeşilin yanmasını kendine prensip edinmiş disiplinli  Japon , bir gün bir gezi planlar ve Türkiye'ye gelir.

Etrafına bakıp o da gözlemler ve her şeyin bir rahat yolunu bulduğumuzu , kendimize göre uyarlama yapabildiğimizi görünce kendilerinin ne kadarda can sıkıcı disiplinli bir hayata hapsolduklarını görüp üzerine bir gevşeme , rahatlık gelir ve tabiri yerindeyse O da  “ Takılır ” bizim gibi..

Kendilerini baskıdan uzak ve rahat hisseder ve görür ki bu şekilde'de hayat devam ediyor sorun olmuyor.

Oluyorsa'da başkasına bir zararı yok…
Sonra bizleri kendileriyle kıyaslayınca öz güven tavan yapmış , gülümseyen , yardım eden , yerli yersiz merakını gideren ama zararsız iyi niyetli olduğumuzu anladığı anda Japonya'da ki hayatının anlamsız olduğunu aslında özlediği şeyin tam da bu olduğunu anlar ve Özelliklede ruhlarına hitap ediyorsa Türk'lerin bu yaşam tarzı Türkiye'de yaşama planları başlar. 


Japonya'da dilim ile yediği karpuzu ,  Türkiye'de en lezzetisinden patlayana kadar yeme keyfine varır.
Japonya'da pahalı olduğu için genellikle hediye olarak alınan kavunu , Türkiye'de en kokulusundan pazardan aldığı 4 kavunla eve dönmenin mutluluğunu yaşar ve iş hayatına gelince hiçte Japonya'da ki gibi “ Kibishi ” olmadığını görür. Velhasıl hayat Türk'lere güzel diyerek burada bir hayat kurar.

Ve zamanla her ne hissediyorsa özgürce kendini ifade etmenin mutluğunu yaşar

 Japonya'nın neresi olduğunu anlatmak zorunda'da kalmaz çünkü zaten Barış Manço yıllar önce Türklere öğretmişti Japonya'yı ve Japonları.Türk televizyon kanallarında gezerken aniden ses duyar birisi  Japonca konuşuyor ve anlar ki Japonya'da sıradan bir kişi olan bu şahıs Tükiye'de klima reklamıyla çoktan ünlü olmuş:)
Ve daha saymakla bitmeyen onlarca sebebi vardır artık Türkiye'yi ve Türk'leri sevmek için.


Peki ya biz ne olacağız “ Biz Japonları seviyoruz , o zaman onlarda bizi seviyordur ” diyerek yola düştüğümüzde aslında bir çoğunun bizleri tanımadığını belki ilk kez Türk kelimesini duyduklarını anlayıp , daha zorlu şartlarda yolumuza Japonya'da devam edebilme ihtimaliyle birlikte bir tür seyehat , tatil tadında bırakıp dönmekte mümkündür.

Yani şartlar , imkanlar aynı değil , durum tam tersi olsaydı yani bizler Japonya'ya gittiğimizde son derece güler yüzlü , bizleri tanıyan bilen ve kucaklayan bir millet ile karşılaşsaydık elbette bizim içinde Japonya'da yaşama kararı bir Japon'un Türkiye'de yaşama kararı kadar kolay olurdu.

Açıkcası bu durum hoşuma gitmiyor ama onlara da hak veriyorum.

Çünkü Yüzyıllar önce özellikle de denizcilik faaliyetleri ile ülkeye gelen Portekizli  gemicilerin ticaret ile birlikte kültür ve din alışverişi yaparak bir nevi Japonlar üzerinde misyonerlik çalışmaları yapmaları sebebiyle bu durumun ülkede sorun olacağını görüp  karşı çıkan ve  Yüzyıllar boyunca kapılarını tüm dünya'ya kapatmış bir imparatorluktan bahsediyoruz. Bu sebeple bizler gibi bir coğrafya'da yaşamayan , kapılarını uzun yıllar kapatan bir kültürden bahsettiğimizde bizler gibi hemen kucak açmalarını beklemek yanıltıcı olur.
Yine de son yıllarda Japonya'da yabancı sayısı oldukça arttı , farklı kültürlerle etkileşime sıcak bakmaya başladılar. Mesela Japonya ile Türkiye arasında dostluğun başlangıcı olan Ertuğrul fırkateyni konulu sinema filmlerinin yanı sıra okulda ders kitaplarında da Türkiye yer almaya başladı.
Bunlar hoş güzel gelişmeler diye düşünüyorum.

Yazar : Cemaynur Şahin

27 Temmuz 2019 Cumartesi

Japonyanın ürün barkod kodu nedir?

Bir ürün alırken muhakkak hangi ülkeye ait olduğunu merak etmişizdir değil mi?;)
Ben ederim doğrusu.. Çünkü aldığım ülkenin adı ve kalitesi benim için çok önemlidir.
Ürünün üzerinde chinese yazıyorsa bedavaya veriyoruz abla gel al götür deselerde o ürünü tezgaha geri bırakıyorum valla:))
Çin mallarına ciddi bir güvensizlik yaşıyorum. Özellikle de japonya'ya taşınalı televizyon ekranlarında çin hava durumunu ve insanlarını çok sık izledikçe güvensizliğim kat kat artmaya başlamıştı.

Bazen marketten yiyecek alırken hemen etiketine bakıyorum chinese yazıyor, çok ihtiyacım olsa da, o üründen başka seçeneğim olmasa da çıkıyorum dükkandan.
Türk malı gördüğüm her ürünü dünyanın parası da olsa alırım kardeş!
Ülkeme beş kuruş faydam dokunuyorsa ne mutlu bana diyorum, O kadar....

Japon gıda ürünlerini pek reyonlarımızda göremeyiz. Çünkü japonya bir elektronik üreticisidir.
Japonya'dan gelen ne meyve nede sebze göremezsiniz. Kendisi de ithal ettiği için adını dünyaya duyurmuş hiç bir gıda ürünü yoktur.
Ama elektronik (Telefon , Bilgisayar , Tablet , Oyuncak , Beyaz eşya vs. ) ürünleri tüm dünyaya adını ve şanını duyurmuştur.


Bu ürünlerden herhangi birini alırken gerçekten de japon malımı yoksa chine malımı diye tereddütte kalıyor insan bazen. Çünkü çinliler her markanın ve ürünün birebir kopyasını üretmeye bayılıyor:)
Kaliteli olsun, aman iyi olsun, 3 kuruş fazla olsun da Japon malı olsun diye aldığımız ürünlerin gercek japon malı, değil mi? üzerindeki Barkod Numarasından anlayabiliriz.

Evet. Japonyanın ürün barkod numarası "49" ile başlar.
Bu numara ile başlayan her üründe içiniz rahat olsun. Ne kopya ne de sahtedir:)
Gönül rahatlığıyla paralarınızı verebilirsiniz :)

Not: merak ettiğiniz bir konu varsa yazı altından bana yazarak veya instagram hesabım: @osakaninmuhtari hesabından ulaşarak bana yazabilirsiniz. Bekliyorum canlarım.
Şimdilik Hoşçakalın..

Japonca'nın ilginçliği

Bir dili şekillendiren en önemli etkenlerden biri kültür ve sosyal değerlerdir diye düşünüyorum.
Biz Türkler olarak duygu ve düşüncelerimizi bildiğimiz tüm kelimeleri kullanarak kendimizi ifade etmeyi tercih ederken. Japonlar bunu daha çok ses tonlarına yansıtarak yapıyorlar.

Bir dil öğrenmek istediğimizde ilk olarak merak ettiğimiz şey genelde ya sevgi sözcükleri yada küfürler oluyor nedense J
İşte tamda bu noktada Japonca bizi hayal kırıklığına uğratıyor çünkü biz Türkçedeki gibi bir sürü kelime  istiyoruz.
Oysa Japonlar bu konuyu birkaç sevgi sözcüğü ve salak –aptal gibi kelimelerle çoktan kapatmışlar.

Bizler gibi yaratıcı orijinal kelimere sahip değiller.

Japonca öğrenmeye başladığım ilk zamanlarda aklıma takılan şeyler oluyordu  örneğin Türkçedeki “ Kusura bakma ” Japonca'da ne demekti yada bir yerden geçmek için yol isterken  “ Geçebilir miyim? ” nasıl söylenirdi yada “ Evet sana katılıyorum, ayy çok şaşırdım vs.. ”  bunlar aklıma geliyordu ve bu cümleleleri nasıl kuracağımı bilemiyordum.

Bu sebeple  Japonca öğrenmek gözümde gittikçe büyüyordu.

Sonra şöyle basit bir yol buldum...
Japonca yada herhangi bir dil öğrenirken ilk dikkat edilmesi gereken konu Türkçe gibi düşünmemek hatta Türk  gibi düşünmemek gerektiğiydi.
Önce Japonya'yı bilmeli ve Japonları anlamaya çalışmalıydı bence.
Bunu yapmaya başladığımda işleri biraz olsun kolaylaşmıştı.
Önce Jaonları gözlemleyerek öğrendiğim birkaç basit kelime ve mimikleri kullanmaya başladım ve bizzat bunları tecrübe ettim.




Mesela bir dükkana girmek istediğimde önümde bir adam vardı ve beni farketmediği için adama sumimasen demek yerine jaa dedim ve adam hemen yol verdi.
Bu çok hoşuma gitmişti “ Vay bee! ” demiştim.
Japonca'yı henüz yeni yeni öğrendiğim ve kelimeleri unuttuğum zamanlarda çok işime yaradı.

Mesela bir şeye şaşırdığımda Türkçe'de ki gibi bir çok şaşırma kelimesini yan yana getirmeme gerek kalmadan aynı hissi veren “ HEEE! ” ünlemini kullanmam yeterliydi J

 Bunun gibi “ Sou sou “  yada karşı tarafın konuşması bittiğinde “ ….desu ne ” diyerek kendimi hem kurtarıyor hemde karşı taraftan ne güzel Japoncam olduğuna dair iltifat bile alıyordum .
Japonca'da uzun bir cümle kurmak yerine bir kelime ile kendimizi ifade etmek mümkün.

Mesela yanınızdaki arkadaşınız yolun karşısına geçerek artık kendi istikametine devam edecek diyelim.
Arkadaşınızın şu cümleyi kurmasına gerek yoktur “ Buradan artık ayrılıyorum / Ben artık karşıya geçiyorum ” gibi bir cümleye ihtiyaç duymadan “ Jaa wataru ” demesi gayet anlaşılır olacaktır. ( Wataru- 渡る :Karşıya geçmek ) Peki arkadaşımız bir şey söylemedi  ben sormak istiyorum “ Artık gidecekmisin / karşıya geçiyor musun? ” diye.

Yine aynı şekilde wataru kelimesini kullanmam yeterli burada bir fark ile oda ses tonuma soru işareti ekleyerek J
Bu gerçekten şahit olduğum gerçek bir örnektir
Yada dikkat etmeniz gereken bir tehlike var.

Türkçe'de ki gibi  “ Aman dikkat et , geçme , dur , sakın yapma , dokunma , dikkat et sıcak  yanarsın ” vs gibi kelimeler yerine her türlü tehlike arz eden durumda tek başına “ Abunai - 危ない “ kelimesini kullanmamız  yeterli olacaktır.

Yine sevgi sözcükleri yada nefret , kızgınlık içeren ifadeler içinde aynı yöntemi uygulamak mümkün.
Örneğin; canım cicim tatlım vs gibi kelimelerle kendimizi sevdiğimize ifade etmek istiyorsak.

Hemen tatlı bir ses tonu takınıp onun isminin önüne –kun , -chan gibi ekler eklediğimizde işlem tamamdır diyebilirim. Hatta eşinize karıcığım canım sevgilim gibi bir şey ifade etmek istediğinizde sevgi dolu bir ses ile " Anata " derseniz size güzel bir gülümseme yada benzer bir şekilde cevap verecektir ;)

Şimdi gelelim kızgınlığımızı nasıl ifade edeceğimize.

Yöntem aynı şekilde kızgın , sert bir ses tonuyla bir kelime söylersin ki ondaki anlam Türkçedeki en ağır hakarete bile denk gelebilir.
Burada iş sizin yeteneğinize kalıyor yani hislerinizi ses tonunuza ne kadar yansıta biliyorsunuz.
Bunun için de iyi bir gözlemci olmak önemli çünkü sadece animeleri izleyererek bunu başaramayız.
Hatta bir Japon'la konuşurken izlediğimiz animeler'den esinlenerek mimik ses tonu yada anime kelimesi kullandığımızda bunu karşımızdaki Japon hemen anlar ve bu çok anime izlemiş galiba diye de düşünme ihtimali yüksektir.
Buna da dikkat etmek gerekir ;)

Yazar : Cemaynur Şahin

23 Temmuz 2019 Salı

Japonya'da bahşiş var mıdır?

Japonya'da da olduğu gibi ülkelerin kültürüne göre bahşiş kültürü değişkenlik göstermektedir.
Bizim ülkemizde aldığımız hizmet karşılığında (çoğu yerde) bahşiş vermek zorunluluğumuz yoktur.
Bu o anki ruh halimiz  ,cebimizdeki paramız , aldığımız hizmete göre değişkenlik gösterir.

Ama Japonya'da bir restoran'da ne yiyip içtiysek onun fiyatını öderiz ve restoran'dan çıkarız böylece kafamız ve vicdanımız rahat eder çünkü fiyat belli , ödeme belli.

Karşı taraf bize verdiği hizmet için başka bir beklenti içine girmez.
Az mı oldu , çok mu oldu , bahşiş bıraksamıydım acaba gibi kafada kalan sorular ve vicdan muhasebesi yapmayız.
Ayrıca Japonya'da hesap ödemek için masaya garsonu çağırıp “ Hesap lütfen ” diyemeyiz çünkü hesap dükkan/restoran girişindeki kasiyere ödenir.




Mekandan çıkmadan önce kasada ödemeyi yapar ve çıkarız.
Bir keresinde yanımda arkadaşım vardı sabah kahvaltısı yapmıştık ve hesabı ödemek için kasaya gittiğimizde arkadaşıma kahvaltıyı ben ikram etmek istediğim için kasaya ödemeyi ben yaptım.
Kasiyerin yüzünde farklı bir gülümseme memnuniyet vardı.
Oysa bahşişde bırakmamıştım J

Açıkcası ben anlam veremedim ve uzun zamandır orda yaşayan yanımdaki arkadaşıma , ben mi yanlış hissettim kasiyer neden farklı bir memnuniyetle gülümsedi diye sorduğumda arkadaşım şu cevabı vermişti.

Japonya'da özellikle aileler yada kadın ve erkek birlikte yemek yedikten sonra hesabı kadının ödemesi hoş bir davranış olarak görünür.
çünkü kadın aynı zamanda ailenin ekonomisini yöneten bir yönüde vardır.
Genelde erkekler çalışır ve kadın çalışmıyorsa evin , ailenin giderleri için parayı hanımına verir ve hanım evi idare eder demişti.

Bu durum her aile için ne kadar geçereli yada geçerliliğini hala koruyormu bunu bilmediğim gibi genelleme yapmakta doğru olmaz sanırım.
Ben şahit olmasamda duyduğum kadarıyla bazen çocuklu bir aile birşeyler yemek istediğinde örneğin yaz sıcağında dondurma yemek istediğinde çocuklar kendi harçlıklarından dondurma parasını ödeyebiliyormuş.
Ne kadar doğru tartışılır.

Yazar : Cemaynur Şahin

19 Temmuz 2019 Cuma

Japonlarla Türklerin arasındaki fiziksel farklılıklar

Farklı coğrafyaların farklı iklimleri ve farklı insan tipleri olur ve genellikle kendimizde olmayanı isteyip beğeniriz.
Mesela sarışın ırklar esmerleri sevdiği gibi , mavi gözlüler de kahverengi gözü daha güzel bulabiliyor.
Çekik gözlüler iri göz severken , küçük burunlular bir Karadenizlinin burnunu daha karakteristik , hoş buluyor olabilir değil mi? J

Bize uzak doğuluların çekik minik gözleri ne kadar sevimli geliyorsa bir uzak doğulu'ya da o kadar itici görünüyor olabilir.

Hatta gözlerinin çekik olduğunu da kabul etmeyip bizim gözlerimiz çekik değil , sadece küçük diyorlar.
Esasen haklılar çünkü Uzak doğuluların gözleri bizim ifade ettiğimiz gibi “ çekik ” değildir sadece göz kapakları bizimkine göre daha düşüktür.



İsterseniz bir ayna karşısında göz kapağınızı aşağı doğru çekin haklı olduklarını göreceksiniz J
Büyük göz seven Japonlar da göz kapağı ameliyatı olmak çok yaygın.

Özellikle'de kadınlar arasında bu tür ameliyatları daha çok tercih ediyor.
Bana sorarsanız ameliyat sonrası gözler o kadar da  fark yaratmıyor ama bu ameliyatı olan kişiler için oldukça fark yaratıyor.

Göz büyütme ameliyatlarını duyduktan sonra kişilerin gözlerine daha çok dikkat etmeye başladım yaptıkları makyaja göre de göz büyüklüğü değişse de genel olarak fark yok bence.
Ama dikkat ederseniz Japon televizyon kanallarını izlediğinizde neredeyse herkesin gözü sokaktaki Japon'a göre daha büyük demek ki ekranlar'da da tercih büyük gözden yana ;)

Yazar : Cemaynur Şahin

16 Temmuz 2019 Salı

Herşey çok kawaii


Japonca'da sevimli , tatlı anlamına gelen “ Kawaii ” kelimesi günlük hayatta çok yaygındır.
Sevimli gelen her şeye kawaii diyerek tepki gösterebiliriz.
Ayrıca bu akım büyük küçük herkeste her şeyde bir kawaiilik olması gerekir.
Mesela yaşlı bir Japon dedemiz cebinden çıkardığı anahtarlıkta Hello kitty figürü görürseniz torununa ait olmalı diye düşünmeyin derim, çünkü o anahtarlık torununun habersizce dedesinin cebine attığı bir oyuncak değil , bildiğiniz evin kapısını açmak için kullandığı anahtarın anahtarlığıdır J


Kawaii akımı uzun yıllardan beri devam eden popiler bir tarzdır.
Hatta özellikle örnek verdiğim Hello Kitty markasıylada yayılmıştır.
Japonya'da kadın , erkek , çocuk ve yaş sınırı olmaksızın bizdeki gibi belli kalıplara hapsolmadan hemen hemen herkes de bir  kawaii esintisi vardır.

Bu, birinin saç tokasında kendini gösterirken , başka birinin çantasında , not defterinde , çorabında , kolyesinde yada kıravatında kendini bir figür , parıltı herhangi bir sevimlilik şeklinde gösterebilir. Bunlar gülümseten güzellikler aslında sizcede öyle değilmi ?

Yazar : Cemaynur Şahin

2 Mayıs 2019 Perşembe

Kore mi? Japonya mı?

Aslına bakarsanız benim gözümde kore aynı Japonya..
  1. Japonya'da asla ve asla asker göremezsiniz. Çünkü Japonya'da askerlik yapma şartı yok gençlerde. Göstermelik bir kac askeri üstü var o da dedigim gobi sadece göstermelik. Japonya zamanında Amerika'nın üst üste attığı atom bombaları yüzünden savaşı kaybetmiştir. Yönetim kısmi olarak Amerika'nın elinde diyebiliriz. Yani önemli kararlarda Okinava da bulunan amerikan üstü olaya gizli de olsa el koyuyor. Japonya'da askerlik zorunlugu yok çünkü etrafındaki tehlikeli ülkelerden ( Chine, Güney Korea, kuzey kore) gibi ülkelerden amerikaya sırtını dayandığından ense yapıp yan gelip yatiyor japon gençleri :) neysem konuya geçeyim:) Kore de sokakta, metroda, otobüste her yerde gencecik askerlere denk geliyorsunuz. Bizim ülkemizdeki askerler izine veya çarşıya çıktığında askeri üniformayla çıkamıyor biliyorsunuz. Ama Kore'de ki askerler üniformalı şekilde rahat rahat bir duraktan öbür duraga koşturup duruyor:) sırtındaki sırt çantasından tutunda ayyakkabılarına kadar tamamen askeri kıyafetle çarşı iznindeler. Belki de her asker ailesinin yaşadığı şehirde askerlik yapıyordur, ailesinden dönüyordur o kadarını bilemiyecem valla:))

  1. Çok fazla pazarcılık kültürü var. Her şeylerini pazarlarda satıyorlar. Özellikle de en çok dikkatimi çeken. şeyse sokakta, caddede iki tahta üzerine koyup yol üzerlerinde satmalarıydı.. japonlarda pazarcılık kültürü yok. Kapalı çarşı tarzı halk pazarlari var ama o da bildiginiz dükkanlarda satılıyor.
  2. Bağ, bahçe kültürü Kore'de daha fazla. Topraklarının genişliğini bilemiyorum o kadarını incelemedim. Geniş ve bereketli toprakları mı var da bu kadar bağ bahçeye denk geldim bilemedim. Özellikle de Gion hava alanı cevresi seracılık ve tarlalarla dolu. Ucauz bucaksız bahçeler vardı. Ha bir de diger bir fark ise Kore'nin sebzeleri japon sebzelerine oranla çok büyük. Japonya'da hem küçük ebatta ve küçük paketlerle satılan ürünün aynısı Kore'de iki kat daha büyük ebat ve paketlerle satılıyor.
  3. Kore halkı yabancı dile yatkınlığı japon halkından daha zayıf olduğunu gözlemledim. Soul merkezinde bie dukkana gidin en basit bir ingilizce kelime kullanın direk kafa sallıyıp sizi başından savmaya çalışıyor:) veya siz istediğiniz kadar ingilizce konuşun onlar size Kore'ce cevap verecektir:))
  4. Japon para birimi ile Amerikan doları başabaş olduğunu gördüğümde çok şaşırdım:)) 3-5 bin yen bozdur tum gün trenle istediğiniz yerlere gezin:)) tren ücretleri bana çok makul geldi. Japonya'da tren ücretleri ciddi anlamda pahalı. Tek bir durak bile 10 tl den başlıyor. Kore'de ise 4-5 durak otesine bile bunun yarısı tuttu.
  5. Tren biletlerine çok şaşırmıştım:) tek kullanımlık bir tren biletini banka kartı şeklinde elinize veriyor:) ya bir kereliğine bu kartı alıp çöpe atıyorsunuz?? Japonya'da serçe parmağı ebadında kağıt bilet verir makine. O da tek seferlik. Bir yere girerken size geri veriyor ama çıkacağınız yerde bilet makinenin içinde kalıyor. Yani size geri dönmüyor çıkış yolunda. Bu da şu demek oluyor ki gunluk en az 20 milyon insan o biletleri kullanıyor ve onca biletler her gün toplanıp geri dönüşüme gönderiliyor. Ama Kore'de bu öyle değil! Banka kartı gibi bir bilet ve çıkışta yine elinizde. Onu alıp her hangi bir çöpe atıyorsunuz. Siz düşünün gunluk kac milyon kişi bu banka kartını çöpe attığını? Büyük israf!
  6. Kore çok fazla düzenli geldi gözüme. Hic bir yerde dağınık binalar, apartmanlar, gecekonduları göremedim. Adamlar dünyadan 100 yıl ilerde ilerliyor resmen. Kafamı nereye çevirsem 10-15 binalı bloklar seklinde en az 15-20 katlı apartman siteler var. Bu öyle bir projeye dönüşmüş ki Seulda hic gece kondu mahallesine denk gelmedim ben? Belki arka mahallelerde vardır tam bilemiyorum ama bir turist olarak bloglar halindeki yerleşkeleri gördüm sadece.sehirde en az 50 yerde parsellenmiş halde düzenli, temiz bloglar şehri olmuş Seul.
  7. Adamlar bildiğiniz barbekü manyağı çıktı:)) adım başı kendin pişir kendin ye restaurantlarıyla dolu.. her bir restaurantta tıka basa dolu anacığım:)) Kore'de çözebildim tek yemek de oydu valla:)) pazarlarına girdim, sağa baktım sola baktım yemin ederim ne sattıkları hakkında tek bir fikrim olmadı:))) yok valla çözemediğim bir tekim şeyler satıyorlardı. Saman desem degil, bozek desem değil, çörek otu desem hiç değil acayip acayip şeylerdi işte:) en azından japonların ne sattıklarını çözebiliyorum Japonya'da:)))
  8. Valla ne kadar dogru bir tespit yaptım bilmiyorum ama bence dünyada en çok dedikodu yapan ülke Kore'dir sanırım:)) her köşe de iki kadın bir araya gelmis vacuvurcurhd birseyler konuşuyor. Anam hiç susmuyor ağızlarıda:))) kimi çekiştiriyorlar, neyi çekiştiriyorlar bilemiyorum ama pek bir geveze millet bu koreliler:))
  9. Japonya'ya göre otobüsleri daha aktif kullandıklarını gördüm. Tren istasyonlarione çoğunlukta bilmiyorum ama otobüs durakları adım başı var. Otobüslerde japon belediye otobüslerine oranla daha genis ve daha büyük. Yani bizdeki bildiginiz belediye otobüsleri ebadında. Japonya'da belediye otobüsleri daha küçük ve daha dar. Koreliler ya otobüs yolculuğunu hala çok seviyor ya da hala her blog siteye tren istasyonları hala gelmemiş??
Ya da Japonya aynı Kore mi desem daha doğru olur?

Bir birinize o kadar çok benziyor ki bu iki ülke, birinden çık ötekine gir sanki ülke değilde mahalle değiştirmişsin :)

İnsanları gözler hariç tıpa tıp benziyor.
Yapılar benziyor..
Yollar benziyor..
Binalar benziyor..
Hava alanı bile bu kadarda benzetilmez yahu dedirtiyor:)

Yani iki ülke hangisi bilmiyorum ama birisi kopya, yapıştır yapmış kendi ülkesini:))

Mağazalar, dükkanlar bile aynı olur mu ya?
Japonya'da olan tüm mağazaların hepsi de Kore'de de var!
Muji var, Toysr'z var, Uniqlo var, kıyafet mağazalarını zaten hiç saymayayım:)

Şimdi gelelim Japonya'da olmayıp da Kore'de olan hiç mi bir şey yok diyeceksiniz? Var tabiki canım bir kac farklı noktalar gözüme ilişti tabiki..
Not: her iki ülkede de bol bol görebileceğiniz tek şey güler yüz ve nezaket...

İstanbul Havalimanının Artıları ve Eksileri

Uzun yıllardır Atatürk Havalimanından defalarca Japonya'ya ve diğer ülkelere uçmuş biri olarak her iki havaalanınıda karşılaştırma yapmak istedim.

x
Atatürk havalimanı küçükmüydü gerçekten de?? Yoooo!!
Diğer bir çok ülkelerdeki uluslararası havalimanı ile karşılaştırıyorum da nice küçük havalimanı olan ülkeler gördü bu göz..

Şimdiye kadar uçup da gözüme en küçük gelen havalimanı Qatarın havalimanıydı. Cidden çok küçük bir uluslararası havaalanına ait. Uçak yere inmesiyle pasaport kontrole gelmeniz 20 dk bile bulmuyor:)
Bir de aktarma yapıyorsanız topu topu 5 dakika da diğer kapıda buluyorsunuz kendinizi:))

Ben Atatürk havalimanını seviyordum ya. Herkes gibi benimde ilk göz ağrımdı o. İstanbul Havalimanı gerçekten de devasa bir havalimanı. Belki dünyaya hava atmak için muhteşem bir büyüklüğe ve lükse sahip olabilir ama yolcular için tam da bir eziyet:))

İstanbul'a iniş saatim 16:10 yazıyordu biletimde. Bende aileme saat 17:00 gibi havaalanında olmalarını istemiştim. Dedim valiz falan vermiyecem, hemen çıkarım dışarı. Hay demez olaydım:))
Evdeki hesap çarşıya uymadı anam!
Dedim yıllardır uçuyorum canım! Herhalde 16:40 gibi kapıda olurum.

16:50 oldu ben ancak uçak çıkış kapısındaydım....
Neden mi? Havalimanı o kadar geniş bir alana kurulmuş ki uçak iniş yaptıktan, kapı çıkışına kadar en az 30 dakikada ancak vardı. Yani 16:03 de iniş yapan uçağımız kapılara yanaşıp kapılarını açması arasında tam 30 dakika sürdü.


Neysem 16:50 uçağın kapısından çıktım. Labirent gibi bir kaç yerden geçtikten sonra önümüze ucu bucağı görünmeyen bir yol gözüktü. Dedim şurdan mı? Burdan mı? Yok burasıda değil şurası sanırım, uzatmayayım işte sanırım bir 30 dakika da Pasaport Kontrol girişini aradım:))

Git git git git yok bir türlü varamıyorsun pasaport kontrolüne:) bu arada Free Wi-Fi kullanayım da ailem merak etmesin dedim. Bir elimde tel, bir elimede valiz giriş yapmaya çalışıyorum ama olmuyor. Diyorki Türkiye cep nonu gir de sana bir kod göndereyim de öyle kullan beni tepe tepe!...

Kardeşim bu free değil mi? Ne yapacaksın mailimi, telimi, kodumu?? Zaten yurtdışından gelmişim ne arar bende Türk telefonu? Ya buraya ilkez gelen yabancılar nasıl bulsun Türk tel no da ona şifre göndersin??
Vallahi de billahi de bu sistem Türkiye'de var. Japonya'da hiçbir şey istemiyor. Kabul ediyor musun linki falan var ona hee demen yeterli. Kurup girmen 20 saniye bile sürmüyor. Bu şimdi Türklerin yaptığı saçma sistem de ne ya??


Neysem kısacası internete giremedim.  Allahtan geçen seneden Türkiyede kaldığım dönemde kullandığım sim card vardı da onu taktım telefona. Ama numarayı ezbere bilmiyorum:)) o anda uğraşırken ailem aradı iyi bir azar işittim:))) bir saati geçti nerdesin? Sanki uçağın pilotu bendim:))

Anlatıyorum havalimanının devasa büyüklüğünü anladı mı? Yok! Anlamadı valla.. o arada tartışırken Anaaa karşıma Türk bayrağı göründü çok şükür.
Türk vatandaşları pasaport kontrolü geldi önüme dedim tamam kontrolden sonra bir 10 dakika sonra yanınızdayım.
Allahtan pasaport kontrol sırası pek dolu değildi. Kontrolden geçmem 10 dakikayı bulmadı.

Tamam kontrolden de geçtim...
Eeeee?? Çıkış kapısı yok....
Vallahi yok bulamıyorum!
Yine labirent gibi sağdan, soldan derken olmayacak görevli polislere birazcık azarlayarak dedim Allah aşkına şu kapı neredeyse bana tarif et sinir oldum.. uçaktan ineli 1 saat oldu ama hala çıkışa varamadım. Dedi yakın burdan çıkınız 10 dakika sonra kapıdasınız 🤔

İyi tamam dedim.. gidiyorum, gidiyorum ama yok işaretleri var Exit diyor, Çıkış diyor ama kendisi yok. Habire Duty Free çıkıyor önüme. Ordada sanırım bir 15 dakika dolandım. Bu arada telefon üstüne telefonlar yağıyor nerede kaldın diye. Ya yok çıkışı BU-LA-MI-YO-RUM.. Nasıl bulamıyorsun diye yine yiyorum azarı..

Bu arada afedersiniz lavaboya uğramak zorunda kaldım. Ama sonunda çıkışı buldum çok şükür.

Ya dünyaya hava atmak için sevinçliyim, mutluyum, gururluyum da anacım yürümekle bitecek gibi değil.. Bu da havaalanına eksi puan katıyor. Öyleyse her uçak kapısında bir araba olsun insanları pasaport kontrole kadar bırakın. Koca koca valizlerle tam 1,5 saat rezil oluyorsunuz.

Dönerken; otobüsle döndüm havalanına. İndiğimiz yere en yakın kapıdan girdim. Güvenlik görevlisi; Biletiniz Business mi diye sordu??? Yoo Economy dedim. O zaman bu kapıdan giriş yapamazsınız hanımefendi, burdan çıkınız diğer kapıdan giriş yapınız diyor. Ne alaka ya??? Ben havalimanına giriyorum, direk uçağa girmiyorum ki?? Benim biletimin economy veya business olması binaya girerken sorulmasına hiçbir anlam veremedim.. etrafa bakıyorum aynı yere giriyoruz..

Böyle bir saçmalığa yeminle ilk kez denk geldim. Atatürk havalimanında böyle bir ayrımcılık yoktu. Herkes her kapıdan havalimanına giriş yapabiliyordu.

Asiana Airlines şirketiyle uçuş yapacam ama yok herhangi bir tabela veya yazı göremedim. Information'a gittim de oradan ögrendim ne tarafta olduğunu. Bu arada "K" alfabenin "N4" ü asiana ya ait:) şimdilik miş:))

Ama en sevdiğim şey canlı kameralı görüştüğümüz Danışma oldu:)) süper bir sistem kurmuşlar bu konu üzerine...

14 Mart 2019 Perşembe

2. Dünya Savaşında japonların Seks Kölesi Kadınları

İnsanlık adına utanç verici ve ahlaki çökmüşlüğün belki de en önemli göstergesi olan bir olay yaşandı 2. Dünya Savaşı sıralarında.
Japon ordusu, savaş esnasında askerlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılaması için birçok Koreli kadını, seks kölesi haline getirdi.
Sayıları 200.000’e yaklaşan bu kadınların oluşturduğu topluluğu ise konfor kadınları anlamına gelen ‘’Comfort Women’’ ismi verildi.


Milyonlarca asker, yüzbinlerce kadına cinsel açlığını gidermek adına senelerce tecavüz etti.
Bu kadınların bir kısmının savaş öncesi dönemde “hayat kadını” olduğu, bir kısmının para karşılığı bu kadınlar arasına katıldığı biliniyor.
“Comfort Women” kavramını trajik hale getiren ise, bu kadınların çok büyük bir kısmının işgal edilen topraklardaki sivil halkın içinden silah zoruyla kaçırılıp tecavüze uğrayan kadınlardan oluşmasıdır.

O dönemde yaşayan ve seks kölesi olarak Japonlar tarafından kaçırılan bir kadın, yaşadıklarını şöyle dile getirmiş:
‘’Tanımadığım bir kadın, askerler tarafından bir odaya alınmak istendi fakat kadın şiddetle karşı çıktı. Daha sonra kadını herkesin önünde dövmeye başladılar ve zorla odaya aldılar.
Birkaç dakika sonra kadının kafasını kılıçla bedeninden ayırdılar ve vücudunu parçalara ayırıp, önümüze attılar.’’
Hayatta kalmayı başarabilmiş kadınlar yıllar sonra anılarını paylaştıklarında insanlığın utanç listesine eklenecek binlerce kaçırılma, tecavüz, cinayet ve işkence hikâyesi ortaya çıkmıştır.

Askerlere hizmet verilmesi için oluşturulan evlerin aşırı sağlıksız koşulları ve cinsel yollarla bulaşan hastalıklar nedeniyle birçok kadın hastalanmış, hastalanan kadınlar ya askerlerce bizzat öldürülmüş ya da ölüme terkedilmiştir.
Güney Kore üzerindeki Japonya egemenliği, 1945 yılında son buldu fakat o yıla kadarki yaşananların etkisi senelerce sürdü.
Bu psikolojik ezilmişliğin temelinde de yatan en önemli ve belki de en rahatsız edici konu ise, uygulanan cinsel istismarlar ve binlerce insanın tecavüze uğramasıydı.
1945 yılından, neredeyse günümüze kadar bu yaşananlar Japonya ve Güney Kore arasında sorun yarattı.
Güney Kore hem bir özür, hem de bu durumun mağdurlarına tazminat ödenmesini istese de, 2015’in sonuna kadar Japonya bu yaşananlardan dolayı ne özür dilemeyi ne de mağdurlara para ödemeyi kabul etmedi.
Sadece kabul etmemekle kalmadı, birçok politikacı tarafından olayın normal bir durum olduğu dillendirildi.


Japon politikacı Haşimoto, konu hakkında “Mermilerin yağmur ve rüzgâr gibi uçtuğu koşullarda savaşan ve hayatını ortaya koyan askerlerin dinlenmeye ve rahatlamaya ihtiyacı vardı.
Bu nedenle konfor kadınları sistemi bir ihtiyaç haline dönüşmüştü.
Bu durumu herkes anlayabilir” dedi.
Buna rağmen, çoğunluğunu Koreli kadınların oluşturduğu mağdurlar, seslerini daha çok duyurmaya başladı.


Ve bu kamuoyu baskıları, yapılan eylemler de meyvesini 2015’in sonlarında verdi ve Japonya hem yaşananlardan dolayı özür diledi hem de mağdurlara ve ailelerine yaklaşık 8 milyon dolar gibi bir tazminat ödemeyi kabul etti.
Fakat, ne özürler ne de ödenen paralar, o mağdurların yaşadığı psikolojik travmayı yok edecek kadar güçlü değil elbette.
O dönemde seks kölesi olarak kullanılmış ve halen hayatta olan pek çok kadın, bu psikolojik ezilmenin yarattığı buhranla yaşamaya çalışıyor..

28 Şubat 2019 Perşembe

Japonya’da Türklerin sınır dışındaki sorunları

Sınır dışı edilme konusu Türkiye için neden sıkıntı yaratıyor?

Japon Adalet Bakanlığı Göçmen Bürosu yetkilileri şimdiye dek kaç Türk vatandaşının sınır dışı edildiği bilgisini paylaşmıyor.
Japonya'da yaşayan Türk vatandaşlarının büyük çoğunluğu, buraya geçmişte çalışmak için gelmiş veya sığınma hakkı elde etmek için başvurmuş olan Kürt kökenlilerden oluşuyor.

2016 yılında Japonya'ya sığınma başvurusu yapan yabancılar arasında 1.143 Türkiye vatandaşının olduğu biliniyor. Bu sayıyla Türkiye, Endonezya ve Nepal'den sonra üçüncü ülke konumunda.
2017 yılında dünyadan yapılan toplam 19 bin 629 başvuru arasından sadece 20 kişiye sığınma hakkı veren Japonya'da başvurusu reddedilen veya vize ihlaline karşın sınır dışı edilemeyen Türk vatandaşlarının büyük çoğunluğunu da yine Kürt kökenliler oluşturuyor.



Öte yandan son yıllara dek özellikle Güneydoğu Asya'da Vietnam ve Filipinler gibi ülkelerden Japonya'ya çalışmak için gelenlerin çoğunun Japonya'daki vizelerinin bitmelerine yakın sığınma başvurusu yapmaya başlamalarıyla beraber dosyaların sayısı on binlere varınca Adalet Bakanlığı aldığı kararla sığınma başvurusu yapanların başvuruları incelenirken herhangi bir işte çalışmalarını yasakladı.
Bu karar sığınma başvurularını azalttı ama Türkler de dahil tüm yabancı başvurulara çalışma yolunu kapayarak onları daha da zor duruma soktu.

2018 yılı Eylül ayı itibarıyla Japonya'nın, vize ihlali veya sığınma başvurusu reddedildiği için hakkında sınır dışı kararı aldığı yabancılardan bu karara itiraz eden 1500'e yakın kişi, ailelerinden mahrum şekilde süresiz olarak ülkenin dört bir tarafındaki Gözaltı Evleri'nde tutuluyorlar.
6 ay ve daha uzun süreli gözaltında olanlar arasında Kürt kökenli Türkler de var.
Sınır dışı edilmeyi reddedenler, yıllarca çalışma veya oturma izni de alamadan statüsüz bir şekilde yaşıyorlar, yaşadıkları yerlerdeki Japon makamları tarafından güvenlik zafiyeti olarak algılanıyorlar.

Bu durumun da Japon Adalet Bakanlığı'nın taslak bildirisinde görüldüğü üzere Türkiye gibi ülkelerin yabancı işçi kabul edilmeyecek ülkeler arasında yer alması sonucunu doğurduğu söylenebilir.
Japonya'da halkın değerlendirmesine sunulan yasa taslağı 28 Şubat'a kadar askıda kalacak. Yapılacak değerlendirmelerden sonra Mart ortasına kadar son hali kesinleştirilerek yasalaşacak ve 1 Nisan'da da yürürlüğe girecek.

25 Şubat 2019 Pazartesi

Japonya türkiye'den yabancı işçi alıyor mu?

Japonya yabancı işçi alımında Türkiye'ye neden yasak koymayı düşünüyor?

Japonya'nın Türkiye'den işçi alımına soğuk bakmasının ardında vize ihlalinde bulunanların Türkiye'ye iade edilmesindeki zorluklar olduğu tahmin ediliyor.
Japonya'nın Nisan ayından itibaren ülkeye işçi olarak gelecek yabancılara 5 yıla varan oturma izni veren Göçmenlik Kontrolü ve Mülteci Tanıma Kanunu'nda yapılan değişiklik kapsamında yayınlanan taslak bildiride, Türkiye'nin işçi kabul edilmeyecek 2 ülkeden biri olarak yer alması şaşkınlık yaratmıştı.
Geçen hafta Japonya'nın Ankara büyükelçisi Akio Miyajima Türk Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmış ve kendisine Türkiye'nin duyduğu rahatsızlık iletilmişti.
Giderek artan işgücü gereksinimini karşılamak üzere 1 Nisan'dan itibaren 350 binden fazla yabancı işçi alacak olan Japonya'da Şinzo Abe liderliğindeki Liberal Demokrat Parti'nin hazırladığı yasa tasarısı ülkeye işçi olarak giriş-çıkış yapacaklarla ilgili şartları düzenliyor.


Buna göre gelecek yabancı işçinin 18 yaş üstü olması ve çalışacağı alanda bilgi ve beceri sahibi olduğunu kanıtlaması gerekiyor.
Üçüncü şart ise yabancı işçinin Japon Adalet Bakanlığı'nın isteği doğrultusunda herhangi bir nedenle sınır dışı edilme durumu ile karşılaştığında Japonya ile işbirliğine yanaşan bir ülkenin pasaportuna sahip olması.

Türkiye adına sıkıntı yaratan konunun bu son şart olduğu söyleniyor.
Zira Japon Adalet Bakanlığı'nın Ocak ayında Japon kamuoyunun değerlendirmesine sunduğu taslak bildiride Türkiye'nin, sınır dışı etme konusunda işbirliği yapan ülkelerin dışında bir ülke olduğu ibaresi yer alıyor.
Bu da Türkiye'nin bir çeşit "yasaklı" listesinde olması ve Türk pasaportluların yasalaşması beklenen yabancı işçi vize statüsünden faydalanamayacağı anlamına geliyor.
Japon Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Bölümü sorumlularından adını açıklamak istemeyen bir yetkili, Türkiye'nin İran'la beraber işçi kabul edilmeyecek ülkeler listesinde yer almasının nedeninin, bu iki ülkenin sınır dışı etme konusunda işbirliği yapan ülkeler arasında sayılmaması olduğunu doğruladı.
Yabancılar Dairesi'ndeki bir başka yetkili ise taslak bildirinin henüz değerlendirme aşamasında olduğunu ve kesinleşmediğini vurguladı.

Aynı yetkili, Türkiye ve Japonya arasındaki tarihi ilişkiler göz önüne alındığında Japon Dışişleri'nin, taslak bildiriyi hazırlayan Adalet Bakanlığı'na Türkiye'nin böyle bir listede olmasının doğru olmayacağı yönünde görüş bildirebileceğine işaret etti.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy da geçen hafta Ankara'da benzer bir açıklama yapmış ve kararın en kısa sürede gözden geçirilerek düzeltileceğine inandıklarını belirtmişti.
Nitekim Japon muhalefet kanadından hükümete yasa ile ilgili yapılan en büyük eleştiri, hükümetin, yasayı yeterince derinlemesine değerlendirilmesine fırsat vermeden 17 saat gibi rekor bir sürede parlamentodan geçirmesi idi.

Kiraz çiçekleri (Sakura ) festivali

Japon kültüründe kiraz çiçekleri (Sakura) çok önemlidir.
Bu mevsim Japonya`nın en çok turist aldığı bir dönemdir. Japonya`yı görmek için en iyi zaman bu zamandır.
Her yer masal diyarı gibi pembe-beyaz çiçeklerle dolar.

Japoncası Sakura olan kiraz çiçekleri, meyve vermeyen, sadece çiçek açan ve o çiçeklerini de 2 hafta içinde döken bir ağaç.
Bu yüzden de hem güzelliği, hem de hızlı bir şekilde ölümü sembolize ettiği söylenir.
Yani Japon kültüründe ölüme bakış açısını gösteren bir çeşit felsefedir.
Aynı zamanda kışın bitişini ve baharın geldiğini müjdeler.
Henüz solmadan dallarından ayrılması ise ölümle yaşamın birlikteliğine işaret olarak yorumlanmıştır.
Mart`ın son haftası veya Nisan`ın ilk haftası gibi açmaya başlayan bu pembe çiçekler tüm halkı bahara karşı biraz daha heyecanlandırır. 

Okullarda yeni dönem bu mevsimde başlar.
Kiraz ağaçlarının altında yeni dönem resimleri çektirir cocuklar.Hatta bazı gençler evlilik tarihlerini bu mevsime ayarlar.
2 hafta süren festival birçok kentte büyük bir coşkuyla kutlanır.