29 Nisan 2016 Cuma

Japonya'da kuaför sorunu..

Başlığı ilk okuduğunuzda, Japonya gibi modern bir ülkede ne gibi kuaför sorunu olabilir ki?
Diye düşünmüş olabilirsiniz. Anca bura'da yaşayanlar bilir bu sorunu :))
Japonlar çok modern, dışa açık bir ülke. Bu nedenle de tarzları bizden daha uçuk kaçık olabiliyor:))
Hani biz daha düz model, aslan başı, perma ve küt saçları severiz..
Saçlarımız Japonlara göre çok dalgalı ve kıvırcık..
Japonların saçları bize göre daha düz, daha sık ve daha koyu..
Saç tiplerimiz birbirimizin tam zıttı. Bu nedenle kesim tarzları da aynı şekilde zıttır.
Yıllardır çoğu sorunu çözdüm. Bir çok dertleri atlattım da bir tek şu kuaför sorununa bir çare buladım :))
dört gözle Türkiye iznimizi bekler, Türkiye'ye gider gitmez ertesi gün kuaför salonuna koşmam bir oluyor:)
Japonya'da yaşayan tüm yabancılar da benim gibi aynı dertten muzdarip olduğundan adım gibi eminim:))
Japon kuaför leri süper teknolojik ve harika tasarımlarıyla dolu..
Bu resimdeki en klasik bir kuaför salonu..
Japonya'da yaşadığım sürece sadece saç boyatmaya giderim..
Japon kuaförleri cidden çok güzel ve titiz çalışıyorlar. Saç boyamada profesyoneller.
Temiz iş çıkarıyorlar. Ama maalesef biz türkler daha açık renkler severiz.
Ama bir türlü istediğimiz açık renkleri tutturamazlar. Veya girdiğiniz kuaför'de istediğiniz açık renk bulmanız şans meselesi:) eğer sarı, açık kumral renkleri düşünüyorsanız içeri girip, renk kataloğlarına bir göz atıp öyle oturun koltuğa.

Çünkü ben çok gezdim dolaştım. Oturup renkler bana çok koyu geldiği için geri kalkıp çıktığım çok olmuştur..
Kapı ağzında konuşup bir karar verip geçerseniz zor durumda kalmazsınız:)) özellikle de beyaz kapatmak için kuaföre girmişseniz bunu kesinlikle öneririm.. Çünkü japon boya kataloğunun %90 nına yakın koyu renk vardır.
Bu arada da halaaa iyi bir saç kesimi yapan kuaför arayışımıda bırakmış değilim:)
Özelliklede Shinsaibashi deki kuaförlerini tercih ediyorum..
Çünkü üst elit kesim ve yabancı bayanların %90 nı shinsaibashindeki modern kuaförleri tercih ediyor.
İstanbulun "Etiler", " Bebek", " Cihangir" gibi osakanın en modern semtidir..
Daha avrupai renkler vardır diye giriyorum ama yok her denemem bir hüsranla bitiyor..
Yapmacık gülücükle Arigatou gozaimasu diyip çıkıyorum oradan..
Ama içime sinmiyor. Nedir bu biz türklere uymayan? Neden farklı tarz?
Neden memnun çıkamıyoruz? Bir çok nedeni var.
Bu resimdeki bayan gibi bir tarzla kuaför den çıkma olasılığınız çok yüksek:)
Neden bilmiyorum ama japon kuaför saç uçlarını çok inceltiyor.
Çok seyrekleştiriyor. Biraz erkeksi kat kat kesiyor.
Hani kataloğdan da seçiyorum saç modelini. Ama nedense ya katalogdaki model bana uymuyor?
Yada bayan kesmesini beceremiyor? Kuaför'e gitmeden günler öncesinden saç modellerine bakıp araştırıyorum.
Tek açıdan anlamıyorlar illaki o beğendiğim modelin önden, arkadan, sağdan, soldan bir kaç açıdan resim istiyor:)
Bizim türkler gibi yok öyle leb demeden leblebiyi anlayan çalışan:)
Sabit fikirli ve sabit sistemle yürüyor işler burada..
Ha bu arada bu sorunu sadece biz yaşamıyoruz.
Türkiye'de yaşayan bir çok japon arkadaşlarımız da aynı sorunu türkiye'de yaşadığını öğrendim.
Şaşırmadım doğrusu.. Doğrudur inanırım. Çünkü tarz farkı büyük.
Japonya'ya izine gelen çoğu arkadaş, ilk kuaför'e uğradım diyince gülüyorum.
Anlıyorum seni, bizde de aynı durum diyorum:) onlarda bizim türk kuaförlerden hiç memnun değil.
Saçlarımı mahvediyorlar diyorlar. Doğrusu üzülüyorum bazen bu tür şeyleri duydukça.
Ne biçim saç kesiyorlar diyenleri bile duydum. Sustum tıp:))

28 Nisan 2016 Perşembe

Osaka'nın ucuz apartman daireleri

Japonya'da ev kiralamanın ne kadar zahmetli, ne kadar masraflı olduğunu, sadece Japonya'da yaşayan bilir ve anlar.
Önceki yazılarımda "Japonya'da ev kiralama" konusunu işlemiştik. Bugün size anlatacağım o yazım dan biraz farklı bir sistem.
Diğer ev kiralamalara göre daha masrafsız ve daha kısa zamanda nasıl ev tutulur onu anlaticam:) Diğer yazımı okuduysanız şayet ev kiralarken kefilsiz ev tutamayacağınızı öğrenmiş olacaksınız. Ev kiralarken anahtar değiştirme parası, ev temizleme parası, bir aylık depozit, bir aylık kira bedeli,1 kira bedeli kadar emlakçı komisyonu, o ayın aidatı, kefiliniz dışında ayreten kefil şirketi parası, vergisi derken uzuuuunnca bir liste çıkarılır önünüze.. 80 bin yenlik ev size gelir 500 bin yen'e..
Bu saydıklarımın en az 3-4 nü kenara atacağınız bir şirket önericem sizlere:)
"Bijitaru-ビジタル" bijitaru bir emlak şirketidir. Sadece kendi evlerini kiraya verir.
Bildiğiniz emlak işi yapıyorlar. Ha başka büyük, küçük diğer emlakçılar da bu şirketin evlerini kiraya verebiliyorlar..


Bu şirketin apartmanları sadece "Osaka" şehrinde bulunuyor. Oda tüm Osaka değil tabiki:)
Nishi-Ku dan alın, Nishinari ye kadar geniş bir bölgeye yayılmış olarak 15 binaya yakın binaları var..
Diğer chintai şirketlerine göre masrafları %50 indiriyor.
500 bin yene gelen taşınma işi. Size can çatlasa 200~260 bin yen'i buluyor.
Anahtar değiştirme ücreti almıyorlar. Kefil istemiyorlar. Temizlik parası yok.
En önemlisi de bir kira bedeli isteyen emlakçı komisyon ücreti yok:))
Diğer chintai şirketleri sizden aldığı en az 100~200 arası depozito ücreti size asla geri dönmüyor..
Siz çıktıktan sonra o evin inşaatı ve temizliği sizin kaporadan ödeniyor..
Bijitaru şirketi ilk girerken sizden 3 aylık peşin kira ücreti istiyor..
Ama çıkarken kiranın bir'i o son ayki kiraya geçiyor. Kalan iki kirayı size geri iade ediyorlar.
Eğer ki eve her hangi bir hasar vermediyseniz! Örneğin: cam kırılmamışsa, duvar delinmemişse, kapılar kırılmamışsa..
Eğer evin içinde maaliyet gerektirecek bir hasar yoksa iki kira parası size ilaç gibi geri dönecek:) farklı farklı yerlerde, Aile için önünde çocuk parkı olan, şirketlere yakın olan, tren istasyonuna yakın olan, şehir merkezine yakın olan. Bekarlar için tek odalı.
Yeni evlilere iki odalı. Çocuklu olanlara üç odalı daireler mevcut.
Kira ücretleri 50 ila 120 arası değişiyor.. Buradan ucuzu ve iyisini bulmanız zor:)
3 kez ev taşıdım:) üçünde de çok ev aradım. Haftalarca bütün emlakçılarla ev ev gezdim.
Bijitaru kadar uygununa rastlamadım.. Var ama çok eski..mutfağı, banyosu harap.
Kirası 60 bin yenlerde.. 10-20 fazla verip daha iyisini seçtim.
Ha birde japonyada bir evden çıkarken ev sahibi şirketine 2 ay öncesinden haber vermek mecburiyetindesiniz!
Eğer iki ay evvel haber vermemişseniz, o ay veya gelecek ay evden çıksanız bile o iki aylık kirayı ödemek zorundasınız.
Evden çıkmış olsanız bile!
Yoksa tüm emlakçılara haber gidiyor. Ve emlakcilardan ban yiyorsunuz:))
Bir daha kendi adınıza ev kiralayamıyorsunuz..
Ama bu tavsiye ettiğim şirkete bir hafta kala derseniz bile önemli değil..
Haftaya veya önümüzdeki ay çıkıcam diye tel açın yeterli..
Hemen işlemler başlatılıyor.. Eve girmeniz bir haftayı bulduğu gibi. Çıkmanız da bir haftada gerçekleşiyor:))
Diğer emlak şirketlerinde eve girişiniz en az 10 günü bulurken, evden çıkma işlemleriniz de iki ay öncesini buluyor..
Basım agrimasin diyorsanız bir Bijitaru emlakçısına uğrayın derim:)
Ana merkezi "Nipponbashi tsutenkaku" Nipponbashi de bulunan Osaka kulesine yakın bir yerde..
Kuleye yaklaştımı kime sorsanız tarif ederler size:)
Altta şirketin internet adresi var. Ordan telefon numarasını ve adresini alabilirsiniz.
http://www.masuzawa.co.jp/index.htm

Bu resimdeki şirket te "Rapanji-ru -ラパンジール" diye bir şirket. Bu da bijitaru gibi aynı sistemle çalışıyor.
Buna sadece chintai yani bildiğiniz diğer şirketler bakıyor.
Yani kendi emlak şirketi yok. Bunlara da bir bakın derim. Bijuteri kadar uygun, girişi, çıkışı rahat bir şirket.
Buda osakanın işlek yerlerinde dolu.

Japonlarla evlilik 2..

Bir önceki "Japonlarla evlilik" konusunun devamı olarak yazıyorum.
Önceki yazımda yeni tanışan japon ve yabancı evliliğinin başlangıcını ve kısa süren evliliklerin sorunların dan bahşetmiştim..
Bu yazımda da tüm güçlüklere rağmen bir japon bayanla evliliği nasıl devam ettirilebileceğine değinmek istedim..
Yine çevremdeki japon bayanlarla evli olan (erkek) arkadaşlarla sohbetlerden alıntılar yaparak yazılarıma dökücem kelimeleri:))
Bir vesileyle ister aşk olsun, ister menfaat (vize) evliliği olsun bir çocuk varsa arada bu çocuk için, evliliğin devamı sizin için hayırlı olmasını istiyorsunuz..
O da sizden sadece bir "Ha-fu-ハーフ" melez çocuk yapma niyetinde değilse karşınızdaki kişi de sizin gibi düşünen bir annedir.. Başlardaki kültür farklılığı, din farklılığı, yetiştirilme farklılığını göz önünde bulundurun.
İllaki onu kendinize uydurmaya çalışmayın.
Gerekirse siz ona uymaya çalışın. Çünkü onun memleketinde, onun kanunları geçen bir ülkede olduğunuzu unutmayın..
En az 30-40 yaşına gelmiş bir birey.
Bu yaştan sonra sırf kocam istiyor diye ne karakterini değiştirebilir,ne dinini değiştirebilir, Nede anlayışını..
Bunu evlenmeden önce konuşup anlaşıp bir orta yerde buluşmanız şart..
İllaki benim karım Müslüman olacak başka yolu yok diyorsanız o imzaları atmadan önce yapılacak bir karardır.
Eğer ki o kişi bir evlenelim. İleride bakarız diyorsa asla Müslümanlığa sıcak bakmıyordur..
Domuzunuda yer, alkolünüde alır. Karışamazsın kardeşim!
Onu başta düşünüp evlenmeye karar vereceksiniz..
Sırf bu meseleler yüzünden evde kavga çıkaran, evliliğini bitiren çok Müslüman arkadaşımız var..


Temizlik ve yemek konusuna gelelim..
Bir japon eşinin yetiştirilme kültüründe temizlik önemsiz bir meseledir.
Japon aile kültüründe ev temizliğini sadece anneler yapar.
Öyle bizim kültürümüzdeki gibi aman kızım bugün bana yaparsın, yarın kendine..
Kendi evinde, kaynanan olunca zorluk çekmezsin gibi bir düşünceye kapılmazlar.
Bir japon kızı sadece kendi evine çıktığında temizlikle tanışır.
O da kurtarıcı bir kaç "Katazuke-片付け" toparlama, üstten süpürme falan yapar.
Bizdeki gibi temizlik hastası bireyler yetişmez japonyada:)
Her gün ev süpürüp silmez. Camlar yılda bir kez, işsiz zamanına denk gelirse 2 kez silinir.
Halılar her yıl alınır, kirlenir, ertesi yıl çöpe gider. Yerine yenisi gelir.
Ha öyle bizim halılar gibi ağır, el dokuma veya 4 metre kare falan değil canım.
Battaniyeden biraz kalınca, altı kaymaz.
9 kiloluk makinelerde yıkanabilir bir örtüden ibaret.
Temiz kullanılmışsa 2 sene de kullanılabilir:) ama klasik her japon evinde bir köpek veya kedi bulunduğundan bu süre daha kısa sürebiliyor..

Parkeler yılda 1-2 kere silinir. Masanın üzeri sürekli el altında olmasını istediği Aburcubur, soslar, peçetelik, çay sürahisi vs. ıvır zıvırla doludur. Asla o masayı boş bulamazsınız:)
Helede bizimkiler gibi ışıl ışıl parlayan, hatta örtüsü kar beyaz masaları unutun..
Asla geldiğiniz kültürle karşılaştırma yapmayın! Annenizin o mis kokulu evini unutun.
Burası Japonya.. Bir birine zıt iki kültür ve iki ülke..
Baktınız olmuyor anlaşamıyorsunuz temizlik ve düzen konusunu kendiniz üstlenin.
Böylelikle çocuklarınızda bir japon gibi dağınık değil. Bir Türk gibi titiz yetişir:)
Mesele de ortadan kaldırılmış olur. Ev işi yüzünden tartışmanın gereği yok!
Yemek konusuna gelirsek öyle alışık olduğunuz sofraları beklemeyin bir japon kadınından.

Japonya'da kadınların %90 ya çalışıyordur, ya okuyordur,
yada kurslar arasında eğitim görüyordur.
Yani anlayacağınız günü tamamen dolu bir kadınla evlisiniz..
Kadın sabah sizle birlikte çıkar evden.. Sizden az önce veya sizden sonra gelir.
Bizim türk gelinleri gibi hafta içi çalıştığı için hafta sonu tencere tencere yemek yapıp dolaba, dondurucuya stok yapma gibi gelenekleride yok! Eve dönmeden önce hemen markete uğrarlar. Dondurulmuş hazır yemekler alınır.
Gelir gelmez pilav makinesine atar pirinçleri,yapar bir "Shiro gohan- 白ご飯" yanına aldığı hazır balık veya tavuk kızartması.
Soslarla servis eder, sofraya oturursunuz. Ha öyle kadın gelir gelmez o mutfağa koşacak.
Sizde koltuğa şöyle bir ayakları uzatıp yorgunluğunuzu atacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz..
Japon kadınları bu düzene gelmez! Ona yardım etmeniz onu düşündüğünüz anlamına gelir ve ilişkinizi pekinleştirir.
En başta evde iş bölüşümü yaparsanız gül gibi geçinir giderseniz.
Aile içi hüküm ve söz hakkı her zaman babada olur. Çocukların eğitimini anne üstlenir.

Evin malî işler sorumlusu kesinlikle annededir.. Baba çalışır getirir, Anne yönetir.
Ha öyle bütün maaşı hanıma verip, al hanım bana şu kadar harçlık ver demeyin!
Eşinizden bir defter tutmasını isteyin.. Aylık harcamayı, faturasıyla birlikte 1yen'ine kadar yazmasını isteyin.. Yoksa Eşiniz maaşınızın çoğunu güzellik ürünlerine,kuaförüne, üst başına harcar sizin'de ruhunuz duymaz:) ekonomiyi yönetmesine izin verin ama bilinçsiz harcamasına müsaade etmeyin.. Evde çocuk yetiştirmede hem fikir olun..
Çocuk bu oyuncak değil:) birinizin evet dediğine, diğeriniz hayır demesin..
Japon, anne olduğu için neyi nasıl alacağına, okulun ihtiyacını, kuralları, sistemi anne daha iyi bilir.. Çocuğu anneye bırakın. Ama dini olarak titiz biriyseniz kontrol etmeniz de fayda var derim:)
çünkü japonlar babanın dini kurallarını bilemez.
Her türlü şeyi yiyebilir çocuk.

Japonya'da Golden Week ( Altın hafta) tatili..

Japonya'da yaşayan ve japonya'ya ilgisi olanlar bilir.
Japonya'da iki büyük resmi tatil vardır.
Bizim "Ramazan Bayramı" ile "Kurban Bayramı" gibi iki büyük resmi tatil gibidir.
1. Golden Week "ゴールデンウィーク" (Altın Hafta)
2. Obon "お盆" (Fenerler Bayramı). Yarın 4. Ayın 29'u. Yani golden Week tatili başlıyor.
Golden Week, yani altın hafta'nın japonlarda anlamı nedir? Neden kutlanır?
Neden resmi tatil olarak geçer?
4. Ayın 29 la başlayıp, 5. Ayın 5' ne kadar bir çok resmi kutlamalar,
Peş peşe gelmesinden dolayı Altın hafta doğmuştur.
4/29 Japonya'nın eski krallarından biri olan "Hirohito-裕仁" nün doğum günü olması.
Doğum gününün ertesi günleri cumartesi, pazar'a denk gelmesi..
5/2' sinde işçi bayramı.. Birçok ülke'de oldugu gibi japonya'da da işçi bayramı kutlanıyor..
5/3' nde "Anayasa" nın kuruluşunun yıldönümü..
5/4' nde "Midori No hi-みどりの日" yeşil gün olarak kutlanıyor.
Yeşilliğin, ormanların insanlar için ne kadar önemli olduğunu göstermek için heralde yeşil gün olarak kutluyorlar.
5/5' nde de "Kodomo No hi-こどもの日" çocuk günü olarak geçiyor.

Her ne kadar bizim 23 Nisan gibi bir anlam taşısa'da şölen şeklinde kutlamalar olmuyor.
Bu kadar önemli bir çok gün ard arda gelince japonlar için bu bir hafta altın değerine geliyor:)
Japonya'da büyük tatiller, turlar, yurtdışı ve içi tatilleri golden week'e denk getiriliyor.
Bir tatil merkezinde günlük kalma ücreti 7-8 bin yen'ken. Golden Week de 10-12 bin yen'e kadar çıkıyor. Ama bu bir hafta süren tatili evde boş boş geçirmek yazık, günahtır:)
Çünkü japonlar haftanın 5-6 günü. Günün 8-12 saati çalışırken, tüm şirketler, fabrikalar, okullar bu hafta içinde resmi tatil yaparken bunu fırsat bilmemek enayilik demektir:)
Golden week bu sene 10 günlük tatile denk getirilmiş.
O yüzden Japonya'da erken rezervasyon önemi çok çok önemlidir:)
Örneğin yarından itibaren çıkılacak tatil yerini geçen seneden rezervasyon yaptırıp gidilir.
Öyle 3-5 gün kalaya kalırsanız ortada kalmış demeksiniz:))
Artık fazla ödeyelim, ne yapalım gidelim hadi demeye de gelmiyor.
Odalar full dolu. Restmen yer bulamıyorsunuz hiç bir otel'de, pansiyon'da.
Yerler en az 6 ay öncesinden kapılmış. Hani şans eseri birinin işi çıkar,
çocuk ateşlenir rezervasyon iptal olur. Odanın biri boşalır. O bir şans meselesi.
Telefonun başında oturup tek tek aramanız gerekebilir:)o da sizin kişi sayısına uyuyorsa?
Yılın 12 ayı çalışıp 1 hafta tatil edilmesi japonlar için bulunmaz bir fırsat.
Özellikle de yurt dışı seyahati için. Yoksa iş'ten en fazla 3 gün  üst üste izin alınabiliyor.
Öyle Türkiye gibi başım ağrıyor, eşim hasta, babaannem vefat etti diye zırt pırt izin vermez japon şirketleri..
Ateşin 39 olsa da orada önemli bir kıdemdeysen hele de o halde işinin başında olman şart.
Hani bebekli ve küçük çocuklu anneler biraz daha şanslı olabiliyor.Bende küçük bebekli çalışan anne olarak zorlandım.
Yeri geldi akşamdan çocuk ateşlendi sabah erkenden telefon açmak zorunda kaldım.
Yeri geldi iş arası ana okulundan veya ilkokul'dan telefon gelip çocuk ateşlendi.
Hemen gelip çocuğunuzu alın dendi.. Gerçekten de çok zor bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz..
Ama çaresiz size izin vermek zorundalar. Çünkü mülakatta çocuklu olduğunuzu belirtiyorsunuz.
Ve sizi o şekilde de kabul ediyorlar. Çocuğa birşey olsa işyeri sorumlu olur.
Bende her yıl altın haftası ile oboun tatilini dört gözle bekleyen.
6 ay evvelisinden tatil beldelerinden rezervasyon yaptıran bir çalışanım:)

4/29'dan 1-2 gün öncesi, bütün tren istasyonları, otobüs terminalleri, havaalanları tıka basa insan kaynıyor.
Uçak hariç diğer hepsinde saatler süren yolculukları ayakta yapma ihtimaliniz çok yüksektir. Bir keresinde çok iyi hatırlıyorum.
Wakayama daki tatil beldesine giderken 2 saati geçkin yolculuğu ayakta ve yere oturarak yapmıştım :) Sadece ben değil.
Çoğu insan ayakta saatlerce uzun yolculuk yapmıştık.
Büyük bir eziyet olmuştu o yolculuk bize.
Ha bu arada size önemli bir hatırlatmayı boynumun borcu olarak bilir, sizi uyarmak istedim.
Sakın ha sakın japonya seyahatinizi, iş görüşme tarihlerinizi 4. ayın sonu, 5. ayın başına ve 8. ayın 12~17 leri arasına denk getirmeyin. Bu tarihler arası bütün sokaklar, caddeler, resmi kuruluşlar, şirketler bomboş olduğundan kimseyi bulamazsınız.
Uçak fiyatları tavan yapmış zamanda uçuk fiyatlara bilet almış olursunuz.
Tatil beldelerinde tatilinizin bedeli iki katına çıkartmış yada yer bulamama sorunu yaşarsınız.
Bu tarihler dışında bir tarih seçmenizde fayda var.
Birde yılbaşı tatiline de denk getirmemeye çalışın :)
Yılbaşı tatilide japonlar için 3 günlük büyük resmi tatil demektir.
Ülkemizde bu tarihler arası japon türist daha fazla olur. Dikkat ettiyseniz :)
Bu arada Japonya'da Yaz tatilini ucuza getirmenin yolları
konumuzuda okumanızı tavsiye ederim :) size bir faydası olacağına inanıyorum :)

27 Nisan 2016 Çarşamba

Japonlar neden ter kokmaz?

İnsanların en korktuğu şeydir yanındakine kötü kokması.
Ona göre temizlenmek, baharatsız, sarımsak ve soğansız yemek yemeğe dikkat ederiz.
Temizlik müslümanlığın şartlarından biridir. Dinimiz bunu emreder.
Ama maalesef japonlar kadar vücut temizliğine önem vermiyoruz..
Üst başımızın temizliğine, evimizin temizliğine, arabamızın temizliğine bir diyeceğim yok!
Bunların temizliğinde dünyada birinci olduğumuza adım gibi eminim:))
Japonya bu saydıklarımda dünya sıralamasında sondan birinci olabilirler ancak:)
Japonya'da ev, iş, araba büyük temizliği sadece yeni yılda yapıldığını biliyormusunuz?
Yeni yılın, evdeki kötü enerjiyi atıp, iyi enerjiyi getirildiğine inanılır.
Eğer kötü geçen bir yıl olmuşsa bu temizlikle yeni ve temiz bir yılın geleceğine inanılır.
Japonlar haftanın 7 günü yani her gün banyo yapıyor:)
Ben yapamıyorum yalan yok..
İşte japonlar evlerine olmayan özeni kendi vücutlarına gösteriyor.
Haftanın 7 günü banyoya girerler ama öyle bir duş alıp çıkmak değil!
Bildiğiniz küveti doldurup içine girerler..
Küvetten önce, küvetin dışında kenarda günün tozu, gübürünü atmak için oturakta yıkanıp şampuanlanır ve peşine de keselenir.
İkiside birer kez yapılır.
Hemen üzerine suyunu döküp durulanır.
İçi sıcak su dolu, çeşit çeşit banyo tozları dökülmüş mis gibi kokan kuvete girip uzanırlar.
Bu su yıkanmak için değildir. Sadece günün yorgunluğunu atmak, dinlenmek içindir.
İçine atılan kokulu banyo tozu vücuda iyice yedilinceye kadar beklenilir..
Yaklaşık yarım saat kadar sürer. Sonra o çıkar peşine sıradaki aile ferdi girer banyoya.
Aile kaç kişi olursa olsun örneğin: 5 kişi beş'ide o küvete girer. Aynı su yani.
Her biri de kenarda birer sabunlanıp, keselenip girdiği için su pek kirlenmez.
Hatta o beş kişilik ailenin banyo sefası bittikten sonra herkesin o günkü çıkarttığı kıyafetlerde çamaşır makinesine atılır.
Makinenin suyunu bu küvetteki sıcak su doldurulur:)
Su israfindan da sakınırlar..Yazık az maz su almıyor küvet naapsınlar;p
Her akşam böyledir.. İşten ve okuldan gelen o banyoya girecek.. Yoksa yatmak yok :)

Bazı japonlar yazın, sabahta bir duş alıp çıkar.
Veya akşam çok yorgun ve yatmak için zamanı az sa sabaha bırakır bu banyo işini.
Ofis çalışanı ve memurlar çok önem verir vücut temizliğine çünkü ofis içi dip dibe, yan yana oturtulduğu için yanındakine kokacak diye çok çekinirler..
Hatta iş mola arası lavaboya gidilip ıslak mendil veya el sabunuyla koltuk altı ve göğüs çevresi temizlenir.
Genelde bayanlar çok titiz bu konuda.
Yanında getirdiği ikinci el çantasında her çeşit kozmetik ürünü doludur..
Deodorantlar, parfümler, koltuk altı ruloları, ıslak mendiller, el havlusu, diş macunu, fırçası, allığı, pudrası derken bir japon bayanı iki kol çantası taşır:))
Birisi deriden kol çantası diğeri de rahat eşya girmesi için bez torbadan..
Ayreten öğle yemeği de yanında olduğu için iki çanta ancak yetiyor :)

Dünyada en çok kokan iki millet var.. 1. Hintliler. 2. Koreliler..
Bu iki milletten bir çok arkadaşım var. Konuşurken en az  1 metre mesafede duruyorum:))
Kokuyor diyorsam ter değil yalnış anlamayın. Hintliler aşırı derecede baharatlı, koreliler de aşırı derecede sarımsaklı besin tükettikleri için bu iki millet bu nedenle kokuyor..
Koreli biriyle konuşurken fazla nefes alamıyorum:) sarımsak kokusu beynime işliyor.
Hintli arkadaş'ta bin bir çeşit baharat kokusu alıyorum ağız kısmından.
Vücutlarından da tütsü kokusu geliyor.. Çok temiz insanlar hintliler..
Çok kez evlerine yemeğe davet ettiler ( bayılıyorum Hint yemeklerine) sofra kurulu ama arkadaş yok ortada?? Neden mi?
Çünkü yemek ten önce banyoya giriyorlar..
Çok şaşırdım ilk gördüğümde.. Neden sofra hazırken banyoya girdin şimdi dedim?
Yemeği kaşıksız parmaklarımızla yediğimiz için ilk önce banyoya gireriz biz dedi..

Japonların yemek kültürlerinde baharat hiç kullanılmıyor..
Ordan buradan gelen yemek kültürlerini saymıyorum.
Örneğin: körili pilav Hint yemeği, ramen Çin yemeği, omrice İtalyan vs. bunlarda baharat var.
Bu tür yemekleri tükettikleri gün kimseye randevu vermezler:) yedikten sonra naneli sakız, diş fırçalama, lavaboda hemen basit bir vücut temizliğiyle kamufle ederler.
Gerçek bir japon yemeği baharatsız, soğansız ve sarımsaksız olduğu için vücuttan atılan ter, kokusuz olur.
Yani terin en çok kokmasındaki etken yiyip içtiklerimizdir..
İkinci neden vücuttaki bakteri üreten koltuk altı bezlerimiz.
Japonlar günü birlik banyo yaptıkları için bakteri üremesini önlüyorlar.
Gün arası bir sabun, az su ile de bu bakteri üremeyi önleyebilirsiniz..
Bende bunu çok uygularım. Acil biri geldimi veya bir yere çıkmam gerek.
O an banyoya giremiyorsam hemen lavaboya koşar sabuna sarılırım:))

26 Nisan 2016 Salı

Japonlar taşındıklarında yeni komşularıyla nasıl tanışıyor?

Bugün japonların çok sevdiğim bir kültürünü tanıtmak istiyorum sizlere..
Japonlar, ilk taşındıkların da müstakil ev ise mahalleliyle, apartman dairesi ise iki sağ, iki sol kapı komşusuyla tanışmak için tek tek kapıları tıklarlar.
Biz türklerde bir yere taşındığımız da ilk önce mahallenin veya apartman sakinlerinin tanışmaya veya ev görmeligine gelmelerini bekleriz..
Helede yeni bir ev almışsak hayırlı olsun'a hediyeli gelmesini dört gözle bekleriz:)
Kimse gelmemişse iyi bir trip de atarız heee :)
Kendim de bir türk olarak evimi görmeye gelenler ne getirmiş, ne getirmemiş takip ederim:)
Sonuçta karşımdaki insanda bir gün kendi evine geçecek.
Bu kültürü bilen ve uygulayana eli boş gitmek o kişiye karşı bir saygısızlık olarak görürüm.
Japonya'da bu tam tersidir. İlk tanışmaya beklenmez, kendiniz gidersiniz..
Yerleştirmenin bitmesine yakın veya eşya az ise 1-2 gün sonra ufak tefek hediyeler alınır..
Hediyeler öyle tencere, tava, tabak, çanak değil. Şöyle yükte hafif 500~1000 yen arası.
Neticede komşu ama kimdir? Zevki nedir bilinmez..
Şeker, Deterjan, Banyo tuzları yaygın olarak alınır.. Kullanabileceği birşey olmalı.
Bazen'de mayonez, sıvı yağ, yeşil çay, kahve, deniz yosunu, buzdolabı poşeti de olabiliyor.
Hediyeyi sarmak için satılan, bu işler için özel bir hediye paket kağıdı alınıp hazırlanılır..
Beyaz ile kırmızı bir özel kurdale ile sarılır.
Paketin üst kısmına "Go aisatsu-御挨拶" tanışma selamı yazılı.
Altına da o kişi, kısa bir not ve kendi soy ismini yazar.
Kaç komşu varsa? Mahalle içinde müstakil bir evse en az 5-6 evle tanışılmalı.
Her birine ayrı ayrı hediye paketlenir ve çıkılır kapıya. İlk önce en yakın evden başlanır..


Yanındaki boş daireye nasıl biri geleceğini herkes merak eder..
Yeni gelecek kişi iyimi? Kötü mü? Çünkü komşuluk dünyanın neresinde olursa olsun çok önemlidir.
Umarım kötü biri gelmez diye dua ederiz. Japonlar'da da bu korku ve merak vardır.
O yüzden bu tanışma merasimi çok önemlidir..
Zil'e basılır. Ev sahibi "Hai-はい" der.
Kısaca hai derse kimsiniz? demeye gelir. Haiiiii diye uzatmış sa geliyorummm demeye gelir.
Kapıyı açmadan önce kesinlikle kapı deliğinden bakar.
Tanımadığı kişi olduğunu görünce kapı aralığından "Douzo-どうぞ" der.
Eğer o kişiyi taşınırken görmüş ve yana taşınan yeni kişi olduğunu tahmin etmişse (elinde bu özel tanışma paketli hediyeyi görünce) kapıyı sonuna kadar açar ve elini iki dizinin üzerine koyarak "Konnichiwa-こんにちは" diyerek selam verir.
Gelen yeni komşu da aynı şekilde eğilerek başlar kendini tanıtmaya..
Örneğin: Merhaba ben yumi Tokoda yanınızdaki daireye yeni taşındık.
Eşim ve iki çocuğumla yaşıyoruz. (Umarım iyi bir komşuluk yaparız) tarzında iyi dileklerde bulunur.

Yeni gelen komşu kendini tanıttıktan sonra komşusundan bir kaç bilgi almak için sorular sorar.
O mahallenin çöp toplama gününü? veya günlük geliyorsa hangi saatler arası, çöp konteynırın nerede olduğunu sorar..
Varsa apartman toplantı günlerini veya mahallede bir araya gelinen günleri sorar..
Komşusu ayak üstü kısaca anlatır apartman veya mahallenin kurallarını..
Sonra yeni komşu eğilerek, komşusuna ses veya gürültü olasılığından dolayı şimdiden özür dilerim diyerek selam verip ayrılır..

Japonlarla evlilik..

Uzun zamandır içlerinde olduğum bir meseledir bu japonlarla evlilik konusu.
Çok gariptir ki hem türk arkadaşım hemde japon eşi birbirinden habersiz bana gelip yardım istiyor? Veya erkek dert yanıyor.
Japon bayan yardım istiyor diyelim..
Bu konu hakkında sayfalarca yazabileceğim büssürü hikaye ile karşılaştım.
Bir kaç konu başlık altında aktarıcam sizlere. Belki şuan da bir japonla evlilik düşünen veya evlenmeyi çok isteyen biri okuyor olabilir?:) korkmayın bütün japonlar bir değildir.
Muhakkak içlerinde gerçektende iyi, sadece güzel bir evlilik hayali kuran da vardır.
Türkiye'den bir şekilde japon eşiyle tanışıp gelmiş ve evlenmiş bir çok arkadaşımız var.
Çoğu da yeni evli sayılır. Ve birer iki şer çocukları var.
Kimisi dışarıdan mutlu mesut muş gibi yaşıyor gözükse de, az dokunduğunda ağlayacakmış gibi döküyor içindekileri.
Kimisi de sırf dertleşmek için yanıma ziyarete geliyor.Çevremde en az 50 Türk (erkek) arkadaş var japon bayanla evli.


İçlerinde 1 en fazla 2 arkadaş sessiz sakince evliliklerini yürütüyor.Kendilerinden hiçbirşey duymuyorum.
Evlerine ziyarete gittiklerimde japon bayan eşinin tam bir türk gelini gibi ziyafetler hazırladığını, güler yüzle karşıladığını, iyi bir misafir Perver olduğuna şahit oluyorum. Ama aylar sonra başka bir ortak arkadaştan onların evliliğinin zorluklarını duyunca şaşırıp kalıyorum doğrusu.
Hani gittiğimizde bizden biriymiş gibi davrandı kadın çağız diyorum.
Ama maalesef işin iç yüzü öyle değilmiş. Bu arkadaşım gibi dışardan mutlu mesut görünen çok nadir evlilikler var.
Diğer %80  lerin evlilikleri kavga gürültülü geçiyor.
Hemde kaç yılda? En fazla 2 yıl sürüyor bir yabancı ile japonun evliliği..
Bu güne kadar mutlu sonla biten bir japon/türk evliliği görmedim!
Bir japon bayan, okumuş ve meslek sahibi olmuş. Çalışıyor elin adamına muhtaç kalmamış.
Hayattan tüm zevkleri almış. Kısa süren ilişkiler ve dünyanın istediği yere seyahat etme özgürlüğü.
Hani japonların ahlaki ve kültürü çok güzeldir. O birazcık eski insanlar için geçerli hale gelmiş.
Maalesef şimdiki japon gençligi ailenin ve ülkenin verdiği özgürlük sarhoşluğundan olsa gerek hayattan tüm istediği alıyor.
Aşırı derecede Avrupa ve batı hayranlığı artmış. Avrupalıların o iri ve renkli gözleri.
Yüksek kemerli burunları. Sarı saç ve beyaz tenli olmaları bazı japon kadınlarında özentilik oluşturmuş.
Estetiklerle veya kontak lensler, boyanmış saçlarla bir yere kadar gelinebiliyor.
Gelecek neslinin yabancı Avrupalı bir nesil olma isteği git gide yaygınlaşmış hale gelmiş.
Japonya'da yabancılarla evlilik bundan 50 yıl öncesine kadar yasaktı.
Yabancı yok muydu Japonya'da? Vardı ama resmi olarak evlenilemiyordu.
Japonların DNA ları işte bu yüzden üstün basıyor.Bir japon Erkek/Bayan farketmez.
Bir yabancıyla evlendiğinde çocuk %90 çekik gözlü, siyah düz saçlı, buğday tenli olarak dünyaya geliyor.
Yabancı ırka çok fazla karışmamış Avrupa ülkelerindeki bazı genlerde bu %50 lere kadar düşebiliyor.
Ama maalesef taa Osmanlı zamanında padişah efendilerimiz döneminde yabancı sultanlarımız dan beri ırkımız karma karışık olduğundan  bizden olan bir cocuk %99 japon olarak doğuyor:)) kan grubunu bilemem o anne veya babadır?:)
Neysemmm gelelim konumuza. Japon bayanlar kendilerinde olmasını istediği ozellikleri
Çocuğumda olsun bari diyerek bir yabancıyla evlenmek üzere av'a çıkıyor :)
Millet veya ırk farketmez. Yukarıda saydığım özellikler olsun yeterli:)

Bar'da, club'da veya yabancı restaurantlar da Karşılarına çıkan uzun boylu, beyaz tenli, renkli gözlü ve sarı saçlı veya bu özelliklere yakın bir eş adayı çıktı. Yeşil ışık yakıldı.
Gülüşmeler, bakışmalar ve birinden biri selam vermeyle tanışmalar başlanır.
Bir kaç ay gibi kısa bir flört den sonra evlilik kararı hızlıca alınır ve evler birleştirilir..
Birde yabancı erkeklerin gözünden bu konuyu işleyelim..
Erkek aday gezme veya okul vesilesiyle japonya'ya gelmiş.
Gezme "3 aylık" vize ile gerçekleştiğinden kısa zamanda paralı,güzel bir japon kızı bulma umuduyla gözler dört açılmış:)) veya okul bir yıllık.
Bu bir yıl içinde ne yapmalı da bir japonun evine kapak atmalı fikriyle genç/yaşlı, güzel/çirkin, zengin/fakir hiç farketmez birine imza atsam yeter diyor.
Demin anlattığım gibi bir kızla cafede karşılıklı gülüşüp kıkırdaşılıyor
Tanışma yapıldı şükür. Bir gelin adayı bulduk. Güzel de az da parası varsa tamam oldu bu iş:)
vize bitecek ne yapıp etmeli kızı nikaha ikna etmeli. Yoksa kaçak duruma düşecek.
Bir kaç hafta, varsa zaman bir kaç ay gezilmiş, tozulmuş, tanışıp anlaşılmış.
Bu kızdan veya bu erkenden daha iyisi şamda kayısı:)
Güllük gülistanlık hayat gözlerinde:) evlenip bir evde yaşamaya başlayalı daha bir kaç hafta olmuş ki birde küçük bir yolcu geleceği müjdesi alınmış..
Kız içinden oleyyy melez sarışın bir bebeğim olacak. Erkekde oh be bu bebekten sonra işi garantiye aldım.
Ömür boyu çocuk sayesinde kalırım japonyada. Oturumu da aldıkmı değmeyin keyfime:))
şöyle böyle o 9 ay 10 gün mutlu mesut geçer.

Adam güzel bir işte çalışır. Evin tüm masrafları oğlanın sırtına binmiştir.
Kız da yıllardır çalışmış, çabalamış. Birde yiyip içip gezmenin keyfine varmış.
Ekmek elden su gölden:) çocuk doğuyor. Kız annesinin evinde bebeğin kırkı çıkana kadar kalıyor.
Geliyor Eve.. Kızın ilk yaptığı şey odasını ayırmak kocasıyla..
Neden mi? Japon gelenekleri böyle canımmmm çocuk oldumu baba ile anne ayrı yatmaya başlar.
Baba bir yatakta veya varsa ayrı odada. Anne de bebekle aynı yatak veya oda'da.
Japonya'da Aile Hayatı..hakkında anlattığım yazım için tıklayın..
Baba sabah işe gider. Akşam işten gelir yemek hazır değil. Kıyafetleri kirlenmiş yıkanmamış.
Eşinden ister ama ters cevaplar almalara başlanmış. Git kendin yıkamalar.
Git kendin pişirmeler vs. Tartışma çıkarmalar başlamış..
Günler, zamanlar böyle geçmeye devam ettikçe huzur kalmamış evde..
Ne bir temizlik yapılıyor evde. Ne bir tas yemek hazırlanıp önüne koyuluyor. Nede çamaşır yıkanıyor.
Karısı 360 derece dönmüş bebek doğduktan sonra..
Peki bu bazı evlerde erkekler hak ediyor mu? Eden var!! Nasıl mı?
Çoğu Türk arkadaşları görüyorum restaurantlarda, eğlence merkezlerinde kolunda farklı farklı karı kız takmış geziyor.
Eşini çeşit çeşit kadınla aldatıyor.
Almış kadının sırtından vizeyi. Dert tasa kalmamış. Çalışıyor para da kazanıyor.
Hep aynı kadınlamı kalacak?:)) estağfurullah... Olmaz tek japon kadınla canımmmm
İkisinin de isteği tamamlamış. Birbirlerinden nasıl kurtulacağını düşünmelere başlanmış.
Hemen erkek evden kovulur. Asla japon bir kadın evden çıkmaz! Çıkan erkek olur.
Boşanma işlemleri başlanmıştır.. Nafaka yüksek meblada bağlanır.
Çocuk kesinlikle Anne/Baba hangisi japon vatandaşıysa ona verilir..
Japon anne kuralcı, bencil davranarak kanuninen baba için uzaklaştırma kararı çıkartır.
Bazı evlilikler de olay büyür. Uzlaşma olmazsa kadın iftiraya kadar varabiliyor.
Beni tehdit etti. Veya beni dövdü diye şikayet ediyor. Okadar çok arkadaşımız varki sırf bu iftiralar yüzünden karakolda yatan..
Oturumu iptal olup sınır dışı edilen.
Hatta şuan haftalardır içeride olan bir türk vatandaşı var. Eşi tehtit etti diye şikayet etmiş.
Sınır dışı olacakmış arkadaş. Ömür boyu çocuğunu göremeyecek bu kişi ne acıdır..
Anlattıklarım tahmini veya gözlemlerim sonucu değil gerçek yaşanmış hikayelerden alıntıdır.
Japon (Bayan) larla uzun evli kalmanın sırlarını da yazdım.
Okursanız Sevinirim :)

25 Nisan 2016 Pazartesi

Japonya'da Dövmelilerin girmeleri yasak olan yerler..

Açıkçası dövmeyi severim. Ama şöyle ufak tefek bir kelebekcik.
Küçücük bir çiçekçik. Veya bilek kısmına güzel bir imza şeklinde.
Günah olduğunu bilmesem gözümü yumup acısına dayanıp yaptırmak isterdim:)
Geçenlerde bir genç, koluna"Annem" yazdırmış. Kolu delik delik kan akıyordu.
Ordan acılı birşey olduğunu anladım:)
ben küçücük birşey isterken vücudunu tamamen kaplatan nasıl dayanmış acaba?
Helede eline yüzüne kadar. Hatta göz içini bile.Tüm dünyada olduğu gibi Japonya'da da dövmeli insanlar ikinci planda kalabiliyor.
Örneğin japon "Onsen-温泉" Kaplıcaların çoğunda dövmelilerin girişleri yasak.
Japonya'ya turist olarak gelip, meşhur japon kaplıcalarına giremeden dönen çok yabancı var.
Ama tüm kaplıcalarında değil bu yasak.
Bu ayrımcılığa karşı kaplıca sahipleride mevcut.Bazı havuzlarda da yasak.
İçerdeyken mayonuzun bir kenarından dövmeniz görünürse gelip sizi dışarı çıkmanızı isteyebilirler.
Girerken panolarda yasak varmı kontrol edin.Bu tür yerlerde dövmenin tarzı veya büyüklüğü değil,olup olmaması önemli.
Japonya’daki otel ve benzeri işletmelerin yüzde 56’sı dövmeli müşterilerin halka açık hamam, havuz ve saunalara girmesine kesinlikle izin vermezken, yüzde 31’i buna karşı olduklarını belirtiyor.Bu konu Japonya’da ilk olarak 2013 yılında Yeni Zelanda’nın Maori ırkından gelen bir kadının yüzündeki geleneksel dövmelerden dolayı halk hamamına alınmamasıyla gündeme gelmişti.


Bu yasağın asıl amacının organize suç çetelerinin kendilerine ait dövmeleri olması ve bu gibi kişilerin tesisteki halka açık yerlere alınmayarak güvenli alan oluşturulması olduğu ifade ediliyor.
Japoncası olan bir arkadaşınıza rica edip,gitmeden önce dövmenin yasak olup olmadığını sordurmanızı tavsiye ederim:))
Japonya'da kamuoyu, dövmeyi organize suç örgütleriyle bağlantılı görüyor.
Bu nedenle çalışanlara yönelik genel bir yasak algısı var.Japonya'da dövmenin kötü imajı yakuzalardan dolayı.
Yakuzaların kişiliklerini yansıttıklarına inanılıyor.Günümüzde sokaklarda dövmeli genç görmek mümkün artık.
Git gide de çoğalıyor. Bu yasağı uygulayanlar ileride müşteri bulmakta zorluk çekecekler:)
Osaka’da Belediye Başkanı Toru Hashimoto hükümet çalışanlarına dövme yasağı getirdi.
vücutlarında dövme bulunan adaylar devlet tarafından istihdam edilemeyecek.
Yasak kapsamında, mevcut çalışanların ve işe başvuranların vücutları muhtemel dövmeler için kontrol ediliyor.
Estetik cerrahlar yasak sonrasında dövme silinmesi için müracaatların günde beşten, günde otuz civarına çıktığını belirtirken bunun pahalı ve zaman alan bir süreç olduğu ekliyorlar.Yetkililer, yasağın “Yakuza” olarak bilinen yerel “organize suç şebekelerinin devlet daireleri içine sızma girişimlerinin engellenmesi” amacıyla koyulduğunu belirtiyor.
Bizim ülkede olsa bu yasak hemen insan haklarına şikayet edilirdi:)
herşeyden nem kapan bir milletimiz var.Ya çok dinciliğe bağlarlardı yada özgürlük haklarına.

24 Nisan 2016 Pazar

Japon Şampuan ve Saç boyası ürünleri..

Bu yazımı japonya'ya yeni gelip, şampuanın hangisini, saç boyasının hangi markasını alacağını bilmeyenlere hitap ediyorum:) son zamanlarda osakaya gelip tek başına alışverişe gidemeyenler sayesinde yazmaya karar verdim:) Demekki böyle zorluk yaşayacak bir çok kişi var dedim ve bu konu hakkında yazmak istedim :)
Japonca'da Şampuan'a "Shanpu-シャンプー" denir.
Saç kremine'de " Kondishonaa-コンディショナー" (Conditioner ingilizceden gelme)
Telaffusunuzda biraz zorluk çekebilirsiniz.Ozaman bu yazdığım kelimeyi çalışana gösterirseniz hemen anlar ve size eşlik etmenizi rica eder:) Japonya'ya ilk geldiğim de bekar evine gelmiştim. Banyoda bir çok şampuan çeşitleri vardı.Okuma olmadığı için  tanımıyordum markaları.
Geldikten bir süre sonra (5-6) ay gibi.  Saçlarım dökülmeye ve kaşınmaya başladı.
Elim kafamdan çıkmıyordu. Japonya'nın suyu farklı, şampuanı farklı geldi kafama.
Denemediğim ürün kalmadı. Bir mağaza seçtim her hafta sırasıyla bir ürün alıp denedim:)
Yok..yok..yok.. Hiçbiri yaramıyor. Dr gittim bana bir hap ve krem verdi.
Stresten kaynaklanıyor muş. Malûm yeni bir ülke, yeni bir dünya..
Hayatımda ilk defa ailemden ayrı düşmüşüm kendime stres yapmıştım.
Üstüne de farklı su ve sabun. Türkiye'de bildiğiniz ünlü markaların aynısı Japonya'da da var.
Eğer ki bildiğiniz, güvendiğiniz bir marka varsa burada da devam edin.
Bir deneyin derim. Ben de öyle yaptım. Türkiye'de kullandığım markanın aynısını Japonya'da da kullandım ama bana fayda etmedi. Bende japon ürünlerine yöneldim..
Bence japon ürünleri, batılı ürünlere göre daha kaliteli ve daha bitkisele yakın.
Size bir kaç japon markası önericem.Deneyin derim. Pişman olmazsınız:)

ilk beğendiğim şampuan "Meritto-メリット" saç diplerine yönelik iyi bir şampuan.
Kepeklenmeyi azalttı. Saç diplerini onarıcı olduğu için dökülmeyi ve kaşıntıyıda azaltıyor.
2. şampuan'da " Mutenka-無添加" Organik şampuan. Ne renklendirici nede kimyasal içeriyor.
Özelliklede bebeği olanlara öneririm. Cildi hassas olanlara en saf şampuan budur:)
Başka bir marka aramayın. Ben bu mutenka şampuanın içine zeytinyağı,bademyağı,hintyağı,kayısıyağı ve arganyağı da azar azar ekliyorum.
Böylelikle kimyasal saç kremlerini'de saçlarımda kullanmıyorum.
Bir'de "Tsubaki" şampuanı öneririm. Japon kamelya çiçeği özüyle yapılmış.
Japon kadınlarının daha çok bu markayı tercih ettiklerini gördüm.
Şampuan alırken özellikle üzerinde " Nonshirikon-ノンシリコン" Silikonsuz yazanı tercih edin.
Silikon'un saçlara aşırı derecede zarar verici özelliği vardır.
Gelelim saç boyalarına:) Japonca'da saç boyasına "Kami Some-髪染め" denir.
Yaaa maalesef anne tarafına çekmişim. Saçım 20 lerin başlarında tek tük beyazlamaya başladı.
Japonya'ya ilk geldiğimde çok yoktu ama şimdi bir hayli beyaz dolu kafa:)
Şampuanı hallettim. Yıllardır iyi japon organik sampuanlarını kullanıyorum.
Şimdide sıra yine bir mağazanın saç boyası reyonu keşfine geldi :))
Saçınızda beyaz yoksa tüm reyon size hitap ediyor..
En açık renkten en koyu renğe kadar.
Ama benim gibi beyaz dolu kafanız varsa ve benim gibi açık renk düşünüyorsanız şansınız çok zor.
Japonya'da beyaz kapayıcıların %80 ni koyu renk.
Türkiye'deki gibi renk seçeneği yok..
Kumral, küllü kumral, kızıl, açık kahve rengi yok.
Yeni çıkmış bir ürün var. Bu kumrala yakın bir renk çıkarmış. Aldım denedim.
Gerçektende hoşuma gitti rengi. Beyazları Hemen kapatıyor. Ama ömrü bırazcık kısa.
1/2 haftada dipler açılıyor. Ama bundan da açığı veya bunun kadar açık renk başka markalarda bulunmuyor?

1. Seçeneğim " Blaune-ブローネ" saçlarıma güzel bir kumral rengi verdi.
2. Seçeneğimde "Mirror Ash-ミラーアッシュ" Harika bir küllü kumral rengi veriyor.
Ama maalesef mirror beyaz kapatıcı olarak geçmiyor. 
Bu sadece bana ait bir denemeydi:) Japonlar okadar dürüst insanlar ki, beyaz kapayıcı olmadığı halde beyazları da kapar demiyor.
Birde "Conan-コーナン" da duş ta saç boyama kremini buldum. Bunu da denedim.
Arkasında duş arası, saçı bir kere sabunla durula peşine bu kremi sürün yazmış.
Banyoda 5 -10 dk arası beklemenizi istiyor. 5 dk bekleyemiyorki insan donuyor:)
Yazın uygulayabilir ancak. Yada sadece kafayı yıkayıp bekleme olabilir.
Bir kaç kez yaptım uğraşamadım pes ettim:) iyi fikir değilmiş:)
Birde pahalı haaa 1200 yen :) normal bir boya 600-1000 arası ediyor:))
Bir de japon saç boyaları saç diplerimi daha çok acıttığını ve yaktığını hissettim.
Türkiye'dekiler bu kadar yakmıyordu.. Size en büyük tavsiyem saç boyalarını türkiye'den yanınıza getirin derim:) aynı renk bulmak imkansız. Benim gibi yıllardır uğraşmayın:)

Japonya'da bunlara para ödemezsiniz..

Japonya'da beleşe yaptığımız çoğu şeyi türkiye'ye tatile gittiğimizde para vermek okadar koyuyor ki anlatamam :)
neden bu iki ülke arasında dağlar kadar fark var?
Neden bir ülkede bunlara para verilmezken diğer ülkede ateş pahasına??
Ateş pahası derken 1 TL nin önemi ve değeri yok ama vermek bana saçma geliyor!
Türkiye'de sokağa çık herşey para.. Paran yoksa altına yaparsın:)

1. Tuvalet: Japonya'da wc ler parasızdır.. Alışveriş merkezlerinde..
Çarşılarda, Tapınaklarda, Sokaklarda, işlek caddeler de, eğlence merkezlerinde, Orman'da yürüyüş yolunda en önemlisi de turizmin canlı olduğu, insan kaynayan tarihi yerlerde..
Anlayacağınız japonya'nın ana merkezinde de, dağın başında da tuvaletler ücretsizdir..
İllaki bir restaurant da yemek yeme zorunluğu yok!
Aç kapıyı pardon wc giricektim de gir içeri.
Kapıdan geri çeviremez asla sizi. Belki wc den sonra yemek yemeğe karar verir diye düşünüp hemen size yol gösterirler.
Veya bir mağazaya girip direk wc yönelin.
Hopp abla dışardan lavaboya girmek yasak demezler.
Belki wc girerken veya çıkarken gözüne bir bluz takılacak? Müşteri adayı bu:)
Japonya'da tuvaleti olmayan, lavabosu olmayan bir işletmeye ruhsat vermek yasak. Restaurant veya mağaza farketmez.
Belediyeden kontrole gelinir.
Lavabosu varmı? tuvaleti varmı? Temiz ve düzenli mi diye bakılır ve onaylanır..
Türkiye'de hangi dükkana girdiysem kusura bakmayın tuvaletimiz yok.
Karşıdaki camiye gidin abla deniyor. Bunlar nasıl ruhsat almış anlam veremiyorum?
Türkiye'ye her gittiğimde bu sisteme küfür ediyorum valla :))
Ya caminin wc si bile ücretli! Bir Eminönü ne iniyoruz çocuk tuvalete gidecek.
Bir restauranta giriyorum lavabonuzu kullanabilirmiyiz? diye sorduğumda abla kusura bakma wc aşağıdaki caminin yanında... Veya bir lokantaya yemeğe girmişiz lavabo ne tarafta diyorum abla lavabomuz yok. Şu ilerde belediyenin wc tesisi var diyor.
Türkiye'de bu restaurant veya lokantaları kontrol etmiyorlar mı?
Tuvaletsiz, lavabosuz bir yer düşünmesi bile çok komik geliyor bana!
Tuvaletler'de büyük küçük ücretlendirme de şaka gibi:)) ya elini yıkamak istesen bile 1 TL!
Eyüp sultan da hele? Adam restmen metro gişesi gibi geçiş yapmış:)
Parayı vermeden sistem açılmıyor hahahaha yeminle tr nin en nefret ettiğim şeyi budur!
Düşünün %90 Müslüman bir ülkede abdest almak bile paralı!!
İnsanlar sokağa çıktığında namaz kılmaktan soğutur bu sistem..
Ya abdest alıp namaz kılmak isteyen biri camiye gidecek ve absestten önce lavaboyu kullanmak isteyecek. Gününün çoğunu dışarıda geçiren bir kişi sırf bu paralı hizmet yüzünden namaza başlayamaz bence..

2. İçme su'yu: Japonya'da hiçbir lokantada, cafe'de ve restaurant'da sular ücretli değildir.
Her masanın ortasında buz gibi su veya buzlu japon mugi cha bulunur.
Hatta japon lokantasında sıcak çay da istediğinizde hemen servis edilir hemde beleşe:)
Menüye ek bir ücret eklenmez. Ekstra şu kadar bardak çay içtiniz denmez:)
McDonaldslarda, Burger Kinglerde, Subwayler de bile ücretsiz su alabiliyorsunuz.
Türkiye'de restauranta da gitseniz, lokantaya da gitseniz su pet şişelerde geliyor!
Yıl 2009 ben ve çocuklar yine türkiye tatilindeyiz ve ayvalık'a kız ardeşime gittik.
Bir akşam sefası yapayım çocuklarla diye sahile inicez.
Aldım yeğenlerimide indik çarşıya, ayvalık tostçusuna oturduk. Çocuklarla ben beş kişiyiz.
Dedim beş ayvalık tostu, geldi yiyoruz. Çocuklar su istedi hemen su verir misiniz dedim.
Önümüze beş tane pet şişe kondu. Hem yiyorum hemde aklım sularda?
Neden pet şişelerde geldi? Döndüm sordum çalışana..
Neden pet şişeli? Paralımı su? Evet abla tanesi 250 tl..
Tostun kendisi 1,500 TL. Dedim gel al şu dördünü bırak bir tane hepimize yeter bu:))
Yav çok mu zor acaba musluğa bir arıtıcı takıp sürahiye doldurup parasız vermek?
Sanki japonlar damacana paralı su mu veriyor müşterisine? Yoooo...
Çeşmeden doldurup, buz'u katıp getiriyor.
Allahın suyu yaaa..


3. Kağıt Mendil: japonya'ya gelmeden önce türkiye'de selpak alırdım.
Tanesi 250 TL di. içinde 5-6 dal mı ne vardı? Buraya geleli selpaklara para vermez oldum:))
Caddelerde reklam amaçlı kağıt mendil dağıtıyorlar:))
Helede Namba'da ki "Takashimaya" AVM nin önü dolu selpakçılarla:))
Bakıyorum çantada ve zulamda kağıt mendil bitmek üzere hemencik çıkıyorum dışarı.
Geçiyorum o yoldan, sağdan soldan saldırıyorlar:))
"Onegaishimasu-お願いします" buyurmazmısınız? İstermisiniz? vs..
Sağdan al at cep'e, soldan al at cep'e derken 5-6 tane topluyorum o gün.
Getiriyorum eve bana 10 gün gidiyor:))
Mendilsiz de kalmadım:) Hatta bazen ordan geçerken daha fazla alıyorum.
Valize dolduruyorum türkiye'ye izine gittikçe orda kullanıyorum.
Hep ağustosun ortasında gittiğimiz için çok lazım oluyor:)
Japonya'ya tatile gelirken valizi mendillerle doldurmayın:)
Her işlek ana merkezde bir reklam mendil dağıtıcısıyla karşılaşma olasılığınız çok yüksek:)
Hatta bir kaç tane fazladan da isteyebilirsiniz veriyorlar çekinmeyin :)
Nede olsa o, onları dağıtıp hemen evine gidecek:)) işine gelir :p

19 Nisan 2016 Salı

Japonya'da "Love Hotel" Aşk Hotel..

Bugünkü konumuz biraz ilginç olabilir:)
"Love Hotel" ( aşk otel) de neymiş diyebilirsiniz. Ama Japonya'nın bir gerçeği bu tür oteller.
Türkiye'de bu tarz otel varmı bilmiyorum? duymadım, görmedim;p
Aşk otel derken belki bir kaçınız abes anlayacaksınız.
Umumi bir ev tarzı birşey mi falan diye:)
Yok değil ama o anlamda'da kullanılan otel odaları oluyor.
Japonya'nın genelinde, küçük büyük bütün şehirlerde bulabileceğiniz günü birlik, saatlik kiralayabileceğiniz oteldir.
Örneğin: iş için başka bir şehire gittiniz. Bir gecelik otel veya pansiyonlar pahalı.
Buluşma saatine daha var. Biraz kestirmek istiyorsunuz ve birkac saatlik yer bakınıyorsunuz?
Fakat uyumak için kafeler çok rahatsız. Önemli bir toplantınız var ve duş almak istiyorsunuz.
Hamama gitmek istemiyorsunuz..
İşte bu Love hoteller tam bu iş için bire bir harika bir yer.
Otel girişinde hayal ettiğiniz her tür oda resimi vardır. Odanın içinde havuz mu istiyorsunuz?
veya odanızda kaplıca olsun diyorsunuz. Hem dinlenip hemde stres atmak için odanın içerisinde spor aletleri olanı var, saunası olanı var, açık havuzlu olanı var.
Hangisini istediğinize karar verdikten sonra bunlardan birini seçmek size kalmış.
Fakat her hotelde bu istediğiniz özellikler olmaya bilir.
Bulunduğunuz şehir, semt ve otelin büyüklüğüne bağlı bu seçenekler.
Toplu halde olan hoteller arasında biraz dolaşmanız gerekecek.
Büyük şehir merkezinde bir yerdeyseniz bulmanız çabuk olabilir.
Küçük ve az love hotel olan bir yerse kısmetinize ne çıkmışsa onunla yetinmeye çalışın:)
Girişte resepsiyon yok. Asansörde, katlarda kimseyle karşılaşmazsınız.
Valizinize yardım edecek "Bellboy" veya "Room maid" falan da yok.
Herşey bilgisayarlarla sistematik olarak işliyor Bir tek temizlik işçileri var.
Siz odadan çıktığınız an temizlikçilerin bulunduğu odaya sinyal gidiyor.
Hangi oda boşaldı diye ekranda numara çıkıyor ve sizin o kattan ayrıldığınızı gizli bir köşeden izleyip sizin peşinizden odanıza girip temizliğe başlıyorlar.
Anlayacağınız otelde in cin top oynuyor :))


Hotelin dışında duvarda bir pano var. Orada odaların resimleri eklenmiş.
Her kat ve her oda tarzı numaralandırılmış.Oda resmi olan odalar boş demek.
Pano'da bazı yerler karartılmışsa dolu anlamına gelmektedir.
Hangi odadaki hangi tarz oda size uygunsa o kata çıkıp istediğiniz bir odaya direk giriyorsunuz.
Yani giriş han kapısı gibi :)) içeri gir dal bir odaya:)
Fakat girmeden önce odanın kapı üstünde ışık yanıp yanmadığına dikkat edin.
Eğer ışık yanmıyorsa o oda dolu demektir.Yanmıyorsa dalın içeriye.
Bazen aşagı panoda boş görünsede yukarıda dolu olduğunu algılayamıyor sistem.
Kapılar açık çekinmeyin direk girin:) kızan bağıran olmaz :p
Kapıyı çektiniz.. Arkanızdan çıt diye bir ses geldi.
Korkmayın kapı üzerinize kilitlendi:) kapıyı açmak istiyorsunuz fakat kapı kilitli??
Açılmıyor değilmi? Evet maalesef içeride kaldınız:))
Heyecan yapmayın hemen kapı yanında otomatik ödeme kutusunu göreceksiniz.
Size ücretlendirme görünecek. Seçtiğiniz odanın fiyatı dışarıdaki pano'da yazılıydı zaten.
1 saatlik ücrettir o. Kaç saat kaldıysanız onu çarpıp size yazacaktır.
Nakit veya kredi kartıyla ödeme yapabilirsiniz.
Ödeme yaptıktan sonra kapı otomatikmen açılacaktır.
Neysem durun bakalım öncelikle bir odanın tadını çıkarın derim:)
Oda'da çift kişilik tertemiz bir yatak, tv, mini buzdolabı, kliması, sıcacık banyosu ve şirin bir wc si var. Aşağı yukarı 5-6 metre karelik bir oda olmasına rağmen çok lüks ve kullanışlı.
Bildiğiniz bir otel odasından farksız.
Tek fark burada bir saat dinlenip çıkış yapıp gidebilirsiniz..
Öyle rezervasyon, giriş işlemi, çıkış işlemiyle falan uğraşmıyorsunuz.
İş için bu odaları kullanabilirsiniz dedik şimdiye kadar..

Gelelim japonların ve Japonya'da yaşayan yabancıların hangi amaçla kullandıklarına?:)
Tabiki adı üstünde aşk yaşamak için tercih edilen tek adres Love hoteller..
Maalesef bizim türklerden bir hayli kullananı gördüm karşılaştım.
Senin orda ne işin vardı da karşılaştın diye merak edenler vardır?
Bu oteller her yerde var. Toplu halde veya küçük yerlerde tek tek.
Bizim semtde de toplu halde bir mahallede 4-5 tane bir arada aşk oteller var.
Çarşı pazarım ordan geçiliyor. İş'e ordan gidip geliyorum.
Yemeğe giderken, çocuğu okuldan alırken görüyorum napayım:))
Beni gördüklerinde hemen yolu değiştirenler: p kızla mesafe açanlar:)
Eeee osakanın ablasıyız yüzleri kızarıyor bizim Türklerin:))
Hep de evli olanlar. Eşleri türk olsada, japon olsa da onaylamıyorum asla!!
Japon gençler çok kullanıyor bu otel odalarını.
Özelliklede üniversite öğrencileri ve aynı yerde çalışan iş arkadaşları.
Mesaiden sonra iki saatliğine uğranacak en basit yer..
Ülkede yasal bu işler. Müslüman ülkeleri gibi zina veya günah kavramı yok.
İstediğiyle istediği zaman buluşabiliniyor.
Bar'da , club'da çalışan bayanlar müşterilerini ağırlamak için en iyi yer.
Kendi evine götürse ileride başına bela olacak.
Adamın evine gitse kadın belki bela olacak diye bar'dan çıkıp Love otel'e ugranıp herkes kendi yoluna diyip ayrılıyor..
Bu tarz oteller olunca genel ev veya tecavüz olayları %1 oranına düşüyor hâliyle..
Herkesin günahı kendi boynuna.. Aslında bizim ülkemizde de böyle otellerde yasal olsa belki bu son zamanlarda tavan yapmış çocuk tecavuzleri, özgecan olayları olmaz diye düşünüyorum..
Adam veya kadın yapıyor bu işleri. En azından yasal yapar.
Yasak veya günah diye nice çatılar altında canımız ciğerimiz çocuklara olan oluyor.
Bu benim fikrim katılan veya katılmayan olabilir saygı lütfen..

18 Nisan 2016 Pazartesi

Japonya'da Maid Cafe ( Hizmetçi Cafe)

Japonya'ya ilk geldiğim dönemlerde hep karşıma şeker kız Candyler çıkıyordu.
Çok sevdiğim bir çizgi film karakteri olduğu için banamı öyle geliyordu, yoksa şeker kız Candyler gerçekten yaşıyormuydu? :)
İlk geldiğim zamanlar Japonya'nın restaurantları, sokakları, tapınaklarından daha çok dikkatimi çeken bu şirin kızlar olmuştu:)
Ömrümde Şeker kız candy görmemiştim hâliyle o yüzden hem şaşkınlık içirisindeydim hemde içten içten bir sevinç kaplamıştı içimi.
Hani masallarda, çizgi filmlerde görmüştüm de canlı canlı karşımda giyinen birini hiç görmemiştim:)
Bir de beni gördüklerinde bana gülümsüyorlar, el sallıyorlardı :))
Acaba mahallenin delisi mi ne dedim hatta:))
Ne bileyim 17 yıl önce bu tarz şeyler olmadığı için anormaldi bizim ülkemizde:)
Japonya'da varmışta haberimiz yokmuş. Hala da yok türkiye'de yanılıyormuyum?
O zaman dil diş yok! Kime ne sorayım? Neden bu kıyafetlerle sokaklarda dolaşıyorsunuz?
Siz ne türsünüz bacımm diyemiyordum;p Her gün de görünce merakım kat kat artıyor.
Zamanla zamanla cafelerin önlerinde görmelerede başladım.
Cafelerde çalışanları görmeye başladıkça hmmm bunlar cafede çalışan hizmetçi kıyafetli garsonlarmış demekki dedim.
Artık karşılaştıkça gülümsemelerine karşılık vermelere başladım. Mahallenin delisi falanda değillermiş canımmmm:))


Eğer osaka'ya gelirseniz "Nipponbashi-日本橋" de her yerde, her sokakta, her caddede bulabilirsiniz:)
Yer, gök "Maid Cafe" kaynıyor:)
İçeri girdiğinizde nasıl bir muameleyle karşılaşacaksınız merak ettiniz değilmi? :))
Hizmetçi kıyafeti giymiş kızların, müşterilerine aşırı ilgi ve alaka ile hizmet ettikleri, asıl amaçları sosyal olarak çekingen erkeklere güven vermek olan, farklı bir cafe kültürüdür..
Gerçekten de içeriye bir kafa uzattığım da, pasif sıska konuşmaya çekingen erkek dolu olduğunu görüyordum.
Eğer erkekseniz size "いらっしいませご主人様-İrashshaimase goshujinsama"
"Hoşgeldiniz efendimiz"
"Hoşgeldiniz efendim"
"Hoşgeldiniz beyefendi"
"Hoşgeldiniz beyim" Türkçemizde bir çok şekile giren kelime ile karşılıyorlar
Eğer bayansanız "いらっしゃいませお嬢様-irashshaimase ojousama"
"Hoşgeldiniz küçük hanım"
"Hoşgeldiniz hanımın"
"Hoşgeldiniz prensesim" gibisi diye sizi içeri buyur eder.
Fransız hizmetçileri gibi giyinmiş birbirinden "Kawaii-可愛い" tatlı garson kızlarının sizi kapıda karşıladığı, size sahibiymişsiniz gibi davrandığı Maid Cafe’ler erkeklere hitap etse de sakın yanlış düşüncelere kapılmayın!
Bu kafelerde yapabileceğiniz en sıradan şey, garsonunuzla fotoğraf çektirmek ya da yiyeceğinizin üzerine ketçapla adınızı yazmasını istemek olabilir.

15 Nisan 2016 Cuma

Japonlar Yakın Temas'tan Hoşlanmazlar..

Bir japonla karşılaştığınızda selam verin, gülümseyin hafiften eğilin.
İlk karşılaşmanız da japonlar üzerinde iyi bir izlenim yaratmış olursunuz.
Tokalaşma, sarılma, öpüşme yok! Hafifçe eğilerek selam verilir, el teması yoktur.
Eğer bunlardan birini yaparsanız sizin için hiç de olumlu düşünmezler.
Aksine sizi laubali, samimiyetsiz ve seviyesiz olarak görürler.
Asla ilk tanıştığı kişinin elini sıkmaz, dokunmanızdan da hiç hoşlanmaz.
Tekrar görüşmeyi umut ediyorsanız tavsiyelerime uymanızı öneririm:))

Tanışmadığınız bir çocuğun başını okşadığınızda size çok kızar, bu onu küçümsemek demektir. Çok sevimli bir çocukla karşılaştınız ne yapmanız gerekir?
Hafifçe dizlerinizin üzerine çökün. Samimi ve sevimli bir gülücükle ona selam verin.
"Konnichiwa-こんにちわ" merhaba demeniz yeterli gelecek:)
Eğer ki çocuk size gülümsüyorsa anlayın ki çocuk sizi sevmiş ve kendine yakın görmüş.
Konuşmanıza devam edebilirsiniz:) 
Eğer ki çocuğun suratı asılmışsa, gülmüyorsa hiç ısrar edip devam etmeyin..
Hemen ayağa kalkıp selam Bye Bye çekip gidin.

Bir çocuk güvenmediği hiçbir yabancıya cevap vermez. Hatta gülümsemez bile.
Çok ısrar ettiğinizi gördüğü anda ya etrafına huzursuz olduğunu belirtir, veya hızlıca o bölgeden ayrılmaya çalışır. Başınızı belaya sokmamak için sizde ordan hızla kaçın derim:))
İş hayatında tanışma faslı, ilk olarak karşılıklı "Meishi-名刺" Kartvizitler vererek başlanır.
Saygıyla selamlaşır ve eğilir, birbirlerine oturmak için yer gösterilir.
İlk önce misafirin oturulması beklenir. Misafir oturduktan sonra ev sahibide yerini alır.
İş arkadaşı, apartmandan arkadaş, okul arkadaşlar zamanla çok samimi olur.
Bu samimiyet'de emek ister, zaman ister, sabır ister.
Bunları sırasıyla sabırla tamamlayıp, 100 arkadaş edinip, zamanla bu 100 kişiden sadece 1 veya en fazla iki arkadaşla samimi selamlaşması yapabilirsiniz.
Buluştuklarınızda tokalaşmak, sarılmak, yanaktan öpme zamanı gelmiştir.
Artık türkiye'de alıştığınız samimi buluşmalar yapabilirsiniz:)
Buluştuğunuzda taa karşıdan el sallanır. Yan yana gelince OoOOiiiii diye bağırıp,
"Hisashiburi-久しぶり" ne zamandır göremiyorduk.
Çok özlemişim falanlar filanlar diye çığlıklar atılır:) sarılır ve yanakçıklardan öpüşülür :))

Siz hiç güneşlenen japon gördünüz mü?

Siz hiç güneşlenen japon gördünüz mü?
17 senedir içlerindeyim ben görmedim doğrusu :))
Japon kadınları, güneşle direk temastan pek haz duymazlar.
Dışarı çıkacakları zaman kapı ağzından havaya bakıp yanına şemsiye alıp almayacaklarına karar verirler:) gerçi yılın 10 ay'ı ellerinden düşmeyen tek şey şemsiyedir :)
Şemsiye diyince şaşırdığımı sanmayın:) Güneş gözlüğü değil. Güneş şemsiyesi:))
Japonya'da 4 mevsim şemsiye kullanılır.
Yaz boyunca güneş şemsiyesi, kış boyunca da yağmur şemsiyesi..
Japonya'da beyaz tenli olmak bir ayrıcalıktır.
Özellikle'de şirket çalışanları arasında büyük bir beyaz ten rekabeti vardır.
Diğerinden daha beyaz olayım diye yarışılan en büyük yarış:)
Yani anlayacağınız japonlar için güzellikte beyaz ten şartı var...

Farkettiyseniz "Geyşa" ların, "Maiko san" ların eski japon tiyatrosunda ki kadınların yüzleri beyaz boya ile boyanır.
Beyaz tenli olmak için fırçayla bir küp boyanır:)
Japon kadınlar kozmetik ürünler arasında en çok ciltde leke açıcı kremleri tercih ediyor.
Esmer insan pek haz edilmez japonya'da. Esmerlik yakuzalara has bir ten rengi nedense?
Esmersen hmmm bu pek iyi bir aileden gelmişe benzemiyor.
Tarlada çalışan alt tabaka köylü veya tehlikeli aileden geldiğine inanılır.
Beyazlık bir zenginlik ibareside diyebiliriz.
Esmerlikten nefret eden kadın sayısı küçümsenmeyecek kadar çok fazladır.
Bir de güneşe biraz fazla çıksınlar hemen yüzlerinde koca koca güneş lekeleri oluşuyor.
Allah-u Teala her milleti bulunduğu coğrafya'ya göre yaratmış.
Mesela Afrikalıların ciltleri diğer milletlere göre daha kalın ve daha koyudur..
Rus ve Balkanları daha ince ve daha beyaz yaratmış.
Japonlarınki de biraz karma ama güneşe hassas yaratmış.
Gençliğinde güneşe maruz kalan bütün yaşlı japonların yüzlerinde büyükçe güneş lekelerini görürsünüz.
Batı 'da cilt kanseri uzak doğudan daha fazlaymış.
Ama bence japonya'yı bir kez daha araştırsınlar derim.
Japonlar herşeye allerjisi olan bir millet. Her hangi bir şeye allerjisi olmayan japon yok.
En çok görülen allerji güneş allerjisi. 10 kişiden 6 sına rastladığınız da yüzündeki yaraları görürsünüz.
Erkekleri pek korunmuyor.
Öyle kadınlar gibi şemsiye, gözlük, eldiven, şal takmazlar.
Kadınları, hani Müslüman ülkelerdeki yüzü peçeli çarşaflı kadınlar olur ya!
Japonya'da da yüzü peçeli, eldivenli, uzun kıyafetli, şapkalı, şallı ve güneş  şemsiyeli olarak gezerler:))
Çarşaf'a girse bundan daha iyi:) üst üste giyinip çıkıyorlar:)
Denizi hiç sevmezler. Yıllık tatillerinde kaplıcayı denize tercih ederler.
Bu yüzdendir ki yaz tatili yerine, ilkbahar veya sonbaharda yıllık izinlerini kullanmayı severler.
Bir japon, çocukları varsa sırf o çocuklar için deniz tatilini yapmak zorunda kalırlar.
Baba çocukları erkenden alır plaja gider. Anne evde oyalanır. Balkonda hava alır.
Alışveriş yapar. Öğleden sonra 3 gibi güneşin artık tepeden batıya doğru inmesine yakın plaja gider.
Artık bir denize girme zamanı gelmiştir:)
Öyle mayo veya bikini ile değil canımmmm:))
Bizim türkiye'de kınadığımız o kadıncıklar var ya.
Hani entarisi, donu, yazması, penyesi ile denize giren nâmı diğer deniz analarımız :)
He işte onlar gibi girer bir japon kadını:))
0~20 yaş arası çıtırlardan bahsetmiyorum bu arada:) onlar istisna..
Bikinisiz çıkmazlar kardeşim:)
Neysem klasik bir japon kadından bahsediyorduk:))
Üzerinde "Mizugi-水着" mayo dediğimiz bir penye var. Bileklere kadar uzun kol.
Boyun kapalı, altında yine mizugi short dizlere kadar uzun.
Başında koca foter şapka, gözünde iri güneş gözlüğü.
Ha birde bu kadar kapalı olmasına rağmen güneş kremi sürülmüş kalınca :)
En fazla 1 saat kalır denizde. Çıkınca şöyle bir kumsala uzanayımda güneşleneyim yok!
Çıkar çıkmaz evine veya oteline gider. Alışveriş'e çıkınca da yine aynı şekilde.
Yılın en az 10 ay'ı bir japon kadınını açık saçık göremezsiniz.
Kışın ayazın soğuğundan, yazın güneşin sıcağından hep kapalı gezerler:)
Müslümanlar gibi kapalı ama Budist işte..

13 Nisan 2016 Çarşamba

Japonya'da Yeni Dönem Ders Yılı Başladı..

Evettt 3. Ayın 11 de karneler alındı. Sınıflar atlandı. Dönem sonu tatili başladı.
Çocuklar, 3 hafta tatil yaptı. Bu tatilde, kiraz çiçekleri gezileri yapanlar.
İlkbahar'da çok güzel geçen kaplıca tatilleri yapanlar.
Bu tatili fırsat bilip"Tokyo Disneyland" a gidenler. Köylerine, anneanne- baba annelerine gidenler döndü geldi artık evlerine:))
Artık yeni yıl ders dönemine günler kaldı. 1. Sınıfa gidecekler müthiş bir heyecanla
"Seifuku-制服" Üniformalarını, "Randoseru-ランドセル" denilen ilk okul çantalarını seçme telaşındalar.
Japonya'da çoğu okullarda üniforma mecburiyeti yok.
Neredeyse ülkenin yarısı üniformayla Diğer yarısı serbest giyimle okula gidiyor.
Ama randoseru denilen çanta mecburî. O çantadan başka çanta kullanılmıyor.
Gerçekten sistem kuralı mı? Yoksa sürü psikolojisinden midir bilmiyorum.
İlk okul çocuğunun %100 aynı model fakat farklı renklerde bu çantaları kullanıyorlar.
Erkekler siyah tercih ediyor. Çok nadir lacivelt veya mavi.

Kızların ki rengarenk:) pembesi, kırmızısı, moru, bulut mavisi vs.. Birtek sarı görmedim:)
Üniformaları okulun belirlediği üniforma şirketlerinden temin ediyorsunuz.
Terzi dükkanına benzeyen dükkanlar. O çevrede kaç tane ilk okul,ortaokul,lise varsa sadece o dükkandan alabiliyorsunuz.
Başka bir yerde bulmanın imkanı yok:))
Yazlık, kışlık gömlek, ilkokul için üniforma şort'u, orta veya lise ise pantolon.
Ceket, spor eşortman takımı, birer çift okul içi ayakkabı,okul dışı ayakkabı, çorap, yazlık spor takımı, spor şapkası, okul üniforma şapkası sadece bunlar 50 bin yen ( 1,250 TL)
Okul çantası 30~70 bin yen arası ( 750~1,800 tl) 1. Sınıf lar için sulu boya seti, kuru boya seti, flüt, üniforma torbası, ayakkabı torbası, kırtasiye malzemeleri, beslenme seti, sınıf temizleme bez seti, okuma alıştırma seti, kitaplar,defterler vs. Uzuyor gidiyor.
İlk,orta,lise farketmezis bütün 1. Sınıf çocuğu, bir aileye ilk ay 100 ~ 150 bin yen ( 2,5 ila 4 bin tl) arası masraf yapılıyor.
Okul çantası en pahalı parça..
Şansınız varsa kampanyalı ürünlere denk gelirseniz 10 bin yen'e de bulabilirsiniz.
Yoksa en pahalı randoseru almaya mecbursunuz:) kampanyaları kaçırmayın:)
Yeni yıl dönem için olmazsa olmazlarından "Uwagutsu-上靴" okul içinde yani okul kapısından girer girmez her sınıfın bir ayakkabılığı vardır.
Her öğrencinin de ismi yazılı rafları.
Öğrenci kendi adı yazan rafa evden geldiği sokak ayakkabısını çıkarıp rafına koyar.
Raftaki uwagutsu, altı lastik üstü bez'den yapılmış okul içi ayakkabısını giyer.
Okul katlarında, sınıf içinde sokak ayakkabısı giymek kesinlikle yasaktır.


Veliler dahil! Veli toplantısı, gösteriler de okula gittiğinizde
eve buyur edilir gibi kapıda karşılanır. Önünüze ev terliği koyulur.
Ziyaretçilere ait ayakkabılık da mevcut.
Kendi ayakkabınızı çıkarıp rafa koyup.
Okul müdürü veya sınıf hocasının önünüze koyduğu terliği giyer hocayı takip edersiniz:)
Ha bu arada kendiniz de ev terliğini getirebilirsiniz. Başkasının giydiğini ayağıma sokmam derseniz yanınızda ev terliği veya altı temiz içeri ayakkabısı taşıyabilirsiniz.
Sizi karşılayan kişi, getirdiğinizi görünce hemen kaldırır sizin için koyduğu terliği.
Ve size eğilerek teşekkür eder ince düşünceniz den dolayı:))
Bu arada okula gideceğinizi zaten öğretmen veya müdür bildiği için sizi bekliyordur.
Birde okulların kapıları ders saatinde kapalıdır.
Dışarıda, okul kapısının Hemen yanında kameralı zil vardır.
İçeri girmek için o zile basmak zorundasınız.
Sizden önce giren birini takip edip girmek iyi karşılanmaz.
Aksine biraz kuşkulu bakılır. Çünkü bütün okul sizi tanıyacak diye bir kaide yok:)
İnmidir cinmidir bu adam niye girmiş bu okula diye bakışlara mazur kalırsınız.
Ve zile basıp ben (.......) falancanın annesi veya babasıyım diyip girmek için izin alıyorsunuz.
O yüzden ki kapıda karşılanıp terliğiniz hazır oluyor siz içeri girene kadar:)

Tuvalete okul içi ayakkabı ile girmek kesinlikle yasaktır.Yakalandığınız da uyarı alırsınız söyleyeyim:)) çocuklar tuvalet eşiğine kadar uwagi denilen okul ayakkabısıyla gelir.
Tam eşiğin önünde ayakkabısını düzgün nizam kenara koyar ve tuvalet terliğini giyer.
Kız ve erkek tuvaletler renklerle ayırt edilmiş. 1. Sınıflar çabuk anlasın diye :)
Çocuk tuvaletten çıkarken terlikleri düzeltip aldığı yere düzgünce bırakmak zorunda.
Eğer dağınık, biri orda biri burda olursa, hem arkadaşlarından hemde öğretmenlerden uyarı alır.
Bu da oluyorki azarı yemiş yüzün kızarmış olursun:))
Neysemmm gelelim konumuza. Aylardan Nisan, günlerden ayın 7 si..
Okulun ilk günü. Ziller çalmaya başladı..
Artık yeni yıl dönemi maratonu da başlamış oluyor:))
1. Sınıflar çok şekerler. Bizim kız 5'e geçti.

Japonya'da okullarda 3 dönem oluyor.Japonca'da "San gakki-三学期" deniliyor.
Yaz tatili 1. Dönem ( İchi gakki - 学期 )
Kış tatili 2. Dönem ( Ni gakki - 二学期 )
Bahar tatili 3. Ve son dönem olarak bitiyor. ( San gakki - 三学期 )
Yaz tatili 1,5 ay sürüyor. 7. Ayın 21 gibi başlıyor. 9. Ayın 1 i gibi bitiyor..
Kış tatili yılbaşına yakın Ocak 23 gibisine denk getirilip,
1. Ayın 8 ne kadar. 2 haftalık soğuk ve kısa bir dönem.
Bahar tatili de, 3. Ayın 11 gibi başlıyor, 4. Ayın 8 gibi bitiyor.
(Tahmini süreler verdim. Çünkü Japonya kuzeyden güneye kadar ince uzun bir ülke olduğu için, tarihlerde farklılıklar olabiliyor.
 Birde özel ve devlet okullarında da farklılıklar vardır.
Türkiye'de yaz tatili,ramazan,kurban, yılbaşı derken çok uzun tatil oluyor diyoruz ama japonlar'da çalışkanlıkları kadar tatilleri de çok seven bir millet:)
Onlarda kurban, ramazan yok ama "Golden week" ve " Obon-お盆" dedikleri biri resmi diğeri dini resmi olarak iki büyük bayram tatilleri var. Obon'da Mezar ziyaretleri yapılıyor.Bizim arefe gününe benziyor.
Golden week'de türkçe'de altın haftası olarak geçiyor.Bu'da pazara denk gelirse 3 günlük,hafta ortasına gelirse 6,7 günü bulan resmi tatil olarak kullanılıyor. Yani yıl boyunca 4-5 tatil yapıyorlar. Neredeyse bizim ülkeyle aynı sayıda ders gün sayısı oluyor:))
haftanın 5,5 veya 6 günü (bölgesine göre değişebiliyor) ders günü var.
3. Ayın 7~17 gibi sınıf atlanılıyor. 4. Ayın 7~10 gibi yeni yıl dönemi başlıyor.
Yaz tatili 7~9 . aylar arası yapılıyor. Eğer okumak için japonya'yı seçmek istiyorsanız.
Kesinlikle 4. Ayı beklemek zorundasınız.
Daha erken gelirseniz bir kaç ay bekleyeceksiniz.
Yıl sonunda öğrenci kabul etmek kesinlikle yasaktır.
Ona göre türkiye'deki okulunuzu japon okul dönemine göre ayarlayıp gelin arkadaşlar.
Eğitimle ilgili diğer yazılarım Oğlanı kreşe verdik.. Japonca öğrenme'ye karar verdim..
Ana Okulu gezisi.. Japonya ilkokul Tanışma Günü.. Japon Anaokulu Mezuniyet Töreni..
Spor Bayramı Undoukai ( 運動会 )  Japonya'da Eğitim..
Üniversite için Japonya'dan Türkiye'ye gelmek..
Linkteki diğer yazılarımı da okursanız sevinirimmm :)

8 Nisan 2016 Cuma

Japon Animesi "Crayon Shin-chan-クレヨンしんちゃん"

Tüm dünya 'da olduğu gibi bizim ülkemiz 'de de Anime delileri bir hayli çok :)
Anime'de japonya dünyanın en iyisi. Bence amerika'nın "Üniversal" inden de çok çok iyi. En azından Amerikalılar gibi gizli mesajlar içermiyor. Amerikan masonların pis oyunlarını içeren İlluminati oyunları yok. Adamlar işlerinde çok profesyonel.
Çocukların gelişimine zarar verecek bir çizgi film'e ben rastlamadım.
Rastlayan varmı bilmiyorum.
Bugün ben size bir japon yapımı olan " Crayon Shin chan" dan bahsetmek istedim.
Japon ama çocuklarım la ben, tam bizim türk çocuklarına benzetiyoruz:)
Yaramazlıkta, kurnazlıkla bir japondan beklenmeyen şeyler sergiliyor:)
özellikle 'de benim kız, Shin chan'ın ailesini tam bizim aileye benzetiyor:)
"しんちゃん-Shin chan" = abisi gibi yaramaz evin erkek çocuğu.
"みさえMisae"Anne = benim gibi cimri bir ev hanımı.
"野原ひろし-Nohara Hiroshi"Baba= babamız gibi sürekli işte, saf adam.
"ひまわり-Himawari" Kız kardeş = Kendisi gibi çok tatlı bir kız mış :)
Altın, pırlanta ve gösteriş düşkünü:) daha 1 yaşında ama:)
"白-Shiro" Ailenin sevimli beyaz köpeği. ( bizde sadece köpek yok) shiro çok akıllı bir köpek.
Hatta shin chan'dan daha akıllı diyebiliriz:) çoğu bölümde Köpek çocuğu yönlendiriyor.
Benim kız, Anne misae için aynı senin gibi keçi (japonca cimri) diyor:))
Ve benim gibi alışveriş düşkünü:) baba getirir, anne harcar..
Ve benim gibi tam bir ev hanımı :p çok ta titiziz canımmmm :))


Bayağı eski bir çizgi film.
1990 yılında "Yoshito usui" adın da bir yazarla başlamış.
1990 dan beri çeşitli yazarlarla hala günümüze kadar devam etmiş.
Çok tutuluyor ki 20 yılı aşkındır yayında? Bir kaç japon arkadaşım dışında seviliyor:)
Fakat shin chan ve kız kardeşi hiç yaş almıyor:)
Shin chan hala 5 yaşında ana okulu çocuğu.
Kızkardeşi Himawari de hala altını ıslatan tatlı şey:))
Her gün sabah ve öğleden sonra, sabahçılar ve öğlenciler için iki kez Asahi TV de oynuyor.
Bazı japonlar pek sevmiyor. Çok küstah bir çocuk diyorlar.
Kendi çocuklarının onu örnek almalarından korkuyorlarmış:))
Benim kız, tam bir shinchan kolik diyebilirim.
365 gün bunun bölümlerini TV de ve tablette izliyor.
Shin chan'ın mahalllesinde ve aynı kreş'e gittikleri 4 can dostları da var.
Sol'dan 1. " Nene chan" , 2. "Masao kun" ,"Kazama kun" ,"Bou kun"..
Nene chan tam bir evcilik oyunu delisi. Arkadaşlarına evcilik oynamaya zorluyor:)
Masao kun "Onigiri" yi çok seviyor. Çok uysal sevimli bir arkadaş.
Kazama kun, tam bir öğrenci, eğitimli,disiplinli, büyümüş te küçülmüş bir adam gibi.
İçlerinde en kültürlü ve zengin olanı. Shin chan'ı hem çok seviyor hemde çok kızıyor ona:)
Bou kun, burnunda hiç sümüğü eksik olmayan çocuk:) 24 saat ağzına varan uzunca bir nesne uzanıyor:))
Bazı bölümlerde burnundaki sümüğü ile mucizeler yaratıyor:)

Shin chan'da tam bir oyun delisi. Ona oyun verin başka birşey vermeyin:)
Yaramazlık ta tavan yapmış. Başını hep belaya sokan bir çocuk.
Ha bu arada en çok sevdiği iki şey var.1. "Kızlar" 2." Action Kamen-アクション仮面"
Bu ikisine resmen aşık:) bütün kıyafetleri, okul eşyaları, iç çamaşırı, herşeyi bu karakter:)
Neredeyse her gün yeni bölümü yayınlanan aktif bir serisi var.
Japonca öğrenmek isteyenlere tavsiye ederim.
Japonca'yı japonca çizgi filmlerden öğrenmek daha rahat ve kolay oluyor.
Shinchan'ın geniş bir manga serisi de var.
Benim oğlan ilk okuldayken, okuma alışkanlığı edinsin diye shin chan manga serisini almıştım.
35 kitap vardı ozamanlar sonuna kadar bitirdi. Okuması çok rahat bir manga.
Çocuk mangası olduğu için hiragana/katagana ağırlıklı. Kanji çok az kullanılmış.
Gülmekten okuyamazsınız şimdiden uyarayım'da:))
Ben'de yolculuklarımda alıp okuyordum. Mangasına dahi bayılıyorummmm

2 Nisan 2016 Cumartesi

Japonların çay kültürü..

İnternette bir çok yerde bulabileceğiniz "Çay seranomisi" nden bahsetmiycem sizlere :)
Günlük hayatta japonlar için çay nedir, nasıl tüketir, hangisini ne kadar içtiklerinden bahsetmek istiyorum.
Biz türklerin; yapraklı, altlı üstlü demliklerle yabancılara çok ilginç gelen demleme çayımızla ünlüyüzdür. Hatta Osaka umeda "Kids Plaza" da türk usulü çay demleme dersi vermiştim:)
İlk kez gördüklerini ve çok şaşırdıklarını belirtmişlerdi. Tabiki de bayılarak da içtiler :)
Doğu asya bence türkler'den daha çok çay tüketiyor..
Çin çaylarıyla meşhur bir ülke. Ama asıl çay delisi japonlardır diyebilirim.
Adamlar o kadar çay düşkünü ki normal hayatta ağızlarına hiç su değmiyor desem yalan olmaz! Abartmıyorum.. Cidden japonlar çayı su'ya tercih ediyorlar.


1. En çok tüketilen çay'da "Mugicha-麦茶" dır. Arpa'dan hazırlanan, suya benzeyen en ince çay çeşitidir. Yaz, kış yılın 12 ay'ı içilir. Yazın büyük, küçük, plastik şişelere hazırlanıp dondurucularda bekletirilir. Sokağa çıkarken evin her bireyi birer tane yanına alıp gider.
Ortalama yarım gün'de onu içer. Çünkü sıcakta eriyince tadı bozuluyor.
Hazırlanışı da çok basit. 3 litrelik demliklerde su kaynatılır.
İki paket bu çay torbası konup demlenmeye bırakılır, ılınınca sürahilere veya şişelere bölüşülüp dolaba konur.
İlk baharın başından, sonbaharın başına kadar dolaptan soğuk olarak tüketilir.
Diğer mevsimlerde tezgah üzerinde tutulur.
Japonya'ya "Çay" 9yy. da gelmiş. Ozamanın keşişlerinden "eichu" çin'e yaptığı bir ziyaretinde çayla tanışmış. Çok sevdiği bu içeceği ülkesi olan japonya'ya getirmiş.
O zamanların imparatorlarına çayı tanıtmış ve üst kademe imparator ailesi, samuraylar ve budist keşişleri arasında çok sevilmiş. Diğer başka bir Budist keşiş'de yine çin'e gittiği zamanlar bu çaylardan bir kaç çeşit tohumlarını getirip kendi memleketi olan "Shizioka" da üretmeye başlamış.
Bu şehirden doğan çay tüm ülkeye dağılıp, tüm dünyaya pazarlanmaya başlanmış.
Çay üretiminde japonya, dünya da ilk 10'a girmiş.

2. Japonların en sevdiği 2. Çay ise "Sencha-煎茶" (Yeşil çay) bu da günlük tüketiliyor.
Bildiğimiz yeşil çay bu. İngilizce "Green Tea" olarak tüm dünyaya yayılmış bir isim olarak biliyoruz.
Eğer'ki japonya'ya kadar gelmişim bir yeşil çay alayım ama adına Green tea dediğiniz halde tezgahtar anlamıyor diyorsanız sencha demeniz yeterlidir.
Japonya'da ki çayların hepsi yeşil çay olarak geçiyor.
Bizim tükettiimiz çay olan siyah kuru çayı içiyorlar ama biz türkler ve Avrupa gibi değil.
Pek benimseyemiyorlar.. Genelde ya limonla veya süt'le içiyorlar..

3. Siyah çayı yemek sonrası "Oyatsu-おやつ" çay saati dedikleri zamanlar'da, kek ve kurabiye yanında içiyorlar. Bu birazcık avrupai bir kültür olarak gördükleri için genelde arkadaşlarıyla dışarıda buluştuklarında kafelerde içilir..
Genelde japon evin'de siyah çay demlenip içilmez:)

4. Japonların günlük tükettikleri diğer bir çay'da "Hojicha-ほうじちや"  bu da çok tüketilir.
Mugi cha gibi rengi kahverenktir. Mugi yoksa bu da demlenip okula ve iş'e götürül.

5. Japonların yemekten sonra tükettiği çay da "oolong cha-烏龍茶" japonlar uroncha diyor.
Bu çay'ı genelde öğle ve akşam yemeğinden sonra, yenilen yemeği hızlı yakmak için içiyorlar. Çok güzel bir yağ yakıcı etkisi vardır. Japonlar genelde çok ağır et mangal veya çok yağlı hamur işi, tempura gibi kızartma türü yemek yediklerinde hemen koşup uroncha alır dikerler tepelerine:) özellikle de diyet dönemlerinde, diğer tüm çayları bırakıp, tamamen bu çaya yüklenirler.
Kolesterolü, şekeri, yağı, kaloriyi düşürücü etkisi bilinmektedir.
2 litrelik uron çay'ı alıp bütün gün onu içer, birlikte spor ve diyet yaparsanız yeşil çay dan daha hızlı kilo verirsiniz.
Denenmiş ve onaylanmıştır kendimce:))

6. Japonya'da ennnn sevdiğim.. Kana kana içtiğim bir çay var.
O da "Soukenbicha-爽健美茶" yaa yok böyle bir tat.. Anlatılamaz. Tarif edilemez..
Tam 15 çeşit çay tohumlarından elde edilen bir karışım.. Bayılıyorum bu çay'a yaaa..
Mâlesef ev'de hazırlamak için hiç bir markette, dükkânda satılmıyor bu çay..
Dışarı'da içecek makinelerinde, market buzdolaplarında bir de McDonalds gibi restaurant&Cafe lerde hazır satılıyor.
Hala aramalarıma devam etmekteyim:))
Hangi kafeye gitsem listede varsa bu, başka birşey istemem. Hemen sokenbichaa derim:))
Çok istedim, araştırdım bulamadım bu çayı.
Mcdonalds'da çalışırken bile istedim müdür'den ya parasıyla dedim yok satmıyoruz dedi vermedi:((
şuan mcdonaldslarda satılmıyor artık.
Son bir kaç aydır gitmedim ama hala satılmıyordur eminim.
Çünkü bir kaç yıldır kalktı menulerden. Ama başka kafelerde görürseniz kesinlikle tavsiye ederim bir bakın tadına:)
japon çayı sevmeyenler bilemem de.
Sevenlerin bayılacaklarına eminim:))
Japonya'da çay sadece içmek için değil, kurabiye, pasta, tatlı, dondurma ve kahvelerde de kullanılıyor.
Bu yiyeceklerin tadını öyle bir değiştiriyor ve güzelleştiriyorki bağımlılık yapıyor:))

Japonların Sefer tası "Obento-お弁当" Kültürü.

Hani hep deriz ya japonlarla türklerin çok ortak kültür noktaları, gelenekleri var.
İşte bir ortak noktamız da "Sefer Tası" kültürü.
Japonlar'da biz türkler gibi iş'e, okul'a yiyecek ve içecek götürmeyi bir kültür hâline getirmiş.
Çalışan bir insan için kadın veya erkek farketmez, öğle yemeği çok pahalıya geliyor.
Adam alıyor aylık 200/300 bin yen (ortalama diyorum).
Bu maaş'tan günlük öğle yemeği en az 650 yen diyelim.
Aylık ediyor 20.000 yen civarı öğle yemeği ücreti.
Bir çok işyeri yol parasını vermiyor. Genel de devlet daire yerlerinde oluyor yol parası.
En az günlük 600 civarında yol parası tutsa o da ediyor 20.000~40.000 bin yen civarı.
Bu adamın sigarası olur, çekmecesinde abur cubur atıştırmalığı olur, öğle yemeğinden sonra bir kahve molası olur, naneli sakızı olur.
Bu tür ıvır zıvırla aylık masrafı sadece iş ortamında diyorum 100 bin yen'i buluyor..
(Japon arkadaşlarımın anlattığı oranlarla ve örneklerle konuşuyorum)
Bende çalışan biri olarak aynı ihtiyaçlarım oluyor. Çalışıyorsun az'da keyif olsun değilmi:)
Ama her ay bu masraf gerçektende ağır geliyor japonya'da ki hayat şartlarına göre.
Dışarıda yemek yiyenlerin %80 bekar erkekler ve devlet memurları oluyor.
Çünkü çevresine uyması gereken bir karizması olmalı:) elinde sefer tasıyla olmaz o kariyer:)
Jilet gibi çekmiş takımları, süt beyaz gömlek elinde sefer tası hay senin havana derler:)


Evli erkeklerin %90 nı "Obento-お弁当" yani "Sefer Tası" ile yemek getirir evinden.
Bizde metal,yuvarlak, 3 veya 2 kat olur. Japonlarınki'de bambu veya plastiktendir..
Evin hanımı hafta içi her sabah 5 de kalkar. Pilavını, sebzesini, balığını taze pişirir hazırlar.
Obento'luk hazır gıdalar donmuş olarak satılır.
Örneğin: hazır köfte, hamburger, sosis, haşlanmış balık, bezelye, fasulye, havuç, vs..
Mini domatesler, kurutulmuş yosun, beyaz japon turp'u, salatalık, brokoli, donmuş tavuk, karides, kalamar, hamsi, somon balığı..
Daha sayamadığım okadar çok çeşit olur ki bu küçücük kapların içinde görmelisiniz:)
Bir de her obento'nun baş ana menüsü yumurta kızartması "Tamago yaki-卵焼き" dir..
Obento kabının üst katı bu saydığım yemek çeşitleri özenle hazırlanıp sıralanır.
Alt katına'da beyaz haşlama pilav denen "Shiro gohan-白ご飯" konur.
Pilavı da sade olmaz. Ya bezelye, havuç, patates garnitürü ile süslenir.
Veya kurutulmuş "Nori" yosunla süslenir.
Sadece evin babasına değil bu hazırlıklar. Evin tüm çalışanı ve okula gidenlerinedir.
Anne ve baba, çocuklar kaç kişiyse masanın üzerine sıralanır tabaklar.
Bizim evde 3 obento hazırlanır her gün. Oğlana, kıza ve bana.
Baba aşçı olduğu için malûm mutfak'ta çalışıyor. Ona öğle obentosu gerekmiyor.
Okulda Kyushoku-給食" denilen öğle yemeği çıkıyor. Japonya'da tüm özel ve devlet okullarında yemek haneleri, aşçıları oluyor ve öğle yemeği veriyor okullar.
Öğrenciler aylık olarak öğle yemeği parasını bankaya yatırıyor.
Yani sadece özel okul değil, devlet okulları da ücretli japonya'da.
Biz de parasını ödüyoruz hem ders Hem'de yemek ücretinin.
Ama mâlesef okulda çıkan tüm menüyü yiyemiyor çocuklarım.
Aylık menü veriliyor çocuklara. Ay başında bu menüyü aşçı başı inceleyip her çocuk için tek tek araştırıyor.
Kiminin domatese allerjisi var, kiminin un'a, kiminin çileğe.
Kimi de bizim gibi Müslüman olup alkole ve domuz ürünlerini yiyemiyor.
Aşçı başı bu menüyü bizim verdiğimiz yiyemediklerimiz listesine bakarak üzerini çiziyor.
Üzeri çizilmemiş yenebilir kalanlara bende ek olarak çocuğun çantasına obento hazırlayıp gönderiyorum.

Okul'da her gün süt ve meyve veriliyor. Bir gün ekmek, bir gün pilav olarak değişiyor.
Bende o gün ki menüye bakarak et veya sebze koyup bu gördüğünüz beslenme torbalarına sarıyorum.
Benim çalıştığım yerlerde bana yemek vermiyor.
Mcdonald's da çalışırken sadece %30 indirim veriyordu oda pek bir fayda etmiyor:) birde onca kaloriside cabası :))
Ben diğer japon anneler gibi sabahın 5 inde kalkıp onlar gibi süsleyip yapamıyordum.
Yarın ki obento ne olacaksa ona göre akşam yemeğini hazırlayıp, önce obentoları koyup dolaba koyuyorum.
Kalanı da akşam yemeğimiz oluyor:))
Ama diğer anneler gibi hazır donmuş ürünlerden çokca faydalanmıyor değilim canımm
Bizim evde 15 senedir sefer tası eksik olmuyor, olmayacakta anlaşılan:)
Mutfağın altı obento kablarıyla doldu taştı:))