18 Mayıs 2018 Cuma

Filistinliler Topraklarını Satıyorlar!


Bizim ülkemizde meşhur ağızda çevrilen bir sakız gibi önyargı var.
Nedir o? Filistin denince, "bırak ya zaten bunlar topraklarını kendileri sattılar!
Kendi elleriyle sonlarını hazırladılar.
Osmanlı’yı sırtından bıçakladılar" gibisine bir takım yalan laflar dolanıp duruyor ortalıkta.

Çevremdeki insanlara bir soru yöneltim.
“Filistin diyince aklına ne geliyor?” bir çoğu aynı cevapları verdi..
Sanki bir ağızdan çıkarcasına, “Filistinliler bunları hak ediyor” dendi..
İçimi yakan, beynimi donduran bu soruya cevap aradım günlerce.

Girdim internete ne kadar yazı, makale, video varsa tek tek araştırdım.
Meğerse bu ortalıkta dönen, işgalci siyonistlerin o topraklar üzerinde hak iddia etmek için dünyaya yaydıkları en ahlaksız iftira olduğunu öğrendiğim..

Peki soruyorum sizlere?
Filistinliler topraklarını bu siyonistlere kendi elleriyle sattılarsa ve bu siyonistler büyük paralar ödedilerse, o paraları alıp başka bir ülkeye göç eden Filistinliler şimdiki hayatları lüks içinde, ferah içinde yaşamaları gerekmez mi?
Neden dünyanın her hangi bir ülkesine sürgün edilen Filistinliler hala mülteci kamplarında sefil, aç ve açıkta yaşıyorlar?
Bu dudak uçuklatacak paraları kumara mı harcadılar? Yoksa 3-5 ay yiyip şimdi kampa mahkûm mü oldular?

Filistinliler topraklarını satmadılar!
Bugün İsrail’in elde ettiği toprakların belki 1.000 de 1’i parayla satın alınmıştır.
Zaten o satanlarda işgalden önce Suriye ve Lübnan’dan Filistin’e göç etmiş Hristiyanlardı. Filistin halkı affetmedi, aralarına kabul etmedi ve bu topraklardan kaçmayı tercih ettiler.

Toprakların geri kalanları 1948-1967 savaşlarında Arap dünyasının, Filistinlileri adam yerine koymayan bir takım diktatör liderlerinin yediği haltlar neticesinde israillilerin ele geçirdiği topraklardır.

Tarihi yalanın, yalan olduğunu artık bilmeliyiz!
Bu insanlar, topraklarına hainlik etmedi..
O günün Ürdün’ü, o günün Mısır’ı, o günün Arabistan’ın başındaki diktatörler, İngiliz uşaklığı yaparak, Filistinlileri kullanmaya kalktılar.. Onlar adına konuştular, anlaşma yaptılar.

1.Abdullah, öleceği 1952 tarihine kadar o topraklarda Filistin kelimesinin kullanılmasını yasaklamıştı.
Filistinlilerin söz hakkı yoktu ki birbirlerine topraklarını peşkeş çeksin!
Onlar, bu topraklar için şehit düşen Muhammed Eminel Hüseyn’in, Musa el Hüseyn’in, Abdul Kadiral Huseyn’i torunlarıdır.
Eli sadece taş tutan torunları da dedeleri gibi vatanı için kan döküyorlar, şehit düşüyorlar.

Siyonist İsrail devleti, hâlâ Kudüs’ün çevresindeki en yakın dükkan sahiplerine, arazi sahiplerine dudak uçuklatacak fahiş paralar teklif ederek topraklarını ellerinden alma çabasındalar.

Bu aralar Kudüs’te Mescidi Aksa’ya sadece metrelerce yakında bulunan tarihi bir yapının içerisinde su ve meşrubat satarak geçinmeye çalışan bir Filistinli olan Abdurrahman İmad’a dükkanını devretmesi karşılığında tam tamına 24 milyon dolar teklif ediliyor.
İmad abimiz, göz yaşları içerisinde ben malımı onlara nasip ettirmem, bu vatan için kanımı dökmeye razıyım diyerek redediyor.

Ve biz de küçük boylarıyla ellerinde uzun namlulu silahlı askerlerin karşısına bir taş ile çıkıp direnen koca yürekli çocuklara, malımı bu yahudilere nasip ettirmem diyen babalara hain diyoruz..
video olarak izlemek isteyenler, altdaki videoyu izlesin.


30 Mart 2018 Cuma

Liseli Junko Futura'nın acı hikayesi..

Japonya’ya ilk geldiğim yıllar, polis karakolların camlarına astığı afişten hatırlıyorum bu kızı.
Yalnış hatırlamıyorsam hala bazı yerlerde asılı, ama hikayesini hiç bilmiyordum.
Sonraları öğrendiğimde, o kızın yerine koydum kendimi ve o kızın çektiği acıları hissettim, okuduğum 5 dakika içerisinde çektim ben bu acıları! Ya o 44 gün nasıl dayandı bu acılara?..
Allahım okuduğum an, 2 sene sonra lise’ye başlayacak kızım gözümün önüne geldi.
Ya bir sapık ruhlu benim kızıma da kafayı takarsa? Ne yapabilirim?, neler yapabiliriz diye geçirdim aklımdan!

22 Kasım 1988'de hayatı bir anda tepe taklak olan Junko Furuta, onu kaçıranların elinde ölmeden önce sadece 16 yaşındaydı. Rehin tutulduğu 44 gün boyunca sürekli tecavüz edilen ve binbir türlü işkenceye maruz kalan Junko'nun başına gelenler, olayın yaşandığı dönem sadece Japonya'da değil, tüm dünyada büyük ses getirmişti. "Beton Kaplı Liseli Kız" olarak bilinen Junko'nun yürek parçalayan ve insana yaşama sebebini sorgulatan hikayesini sizlerle paylaşıyoruz...
Junko Furuta, Japonya'nın Misato şehrinde yaşayan 16 yaşında bir lise öğrencisiydi. Geleceği parlak ve hayata umutla bakan, neşeli bir kızdı. Ta ki, hayatını sonsuza dek değiştirecek o olay meydana gelene kadar...

İyi görünümlü ve aktif bir genç olan Junko, çalışkanlığı ile de herkesin gözüne girmişti. Bir gün, okul arkadaşlarından biri olan Hiroshi Miyano, Junko'ya aşık olduğunu ve onunla sevgili olmak istediğini söyledi ancak reddedildi. Hiroshi, okulun kabadayılarından biriydi ve yakuzanın yeni nesil üyelerinden biri olmaya çalışıyordu. Kimse ona karşı koymaya cesaret edemiyordu ve Junko'nun ona "Hayır!" demiş olması, Hiroshi'ye göre intikam için yeterli bir sebepti.



Junko part-time işinden çıktığı sırada, Hiroshi Miyano ve üç arkadaşı tarafından kaçırıldı. Kaçıranlar, Junko'yu içlerinden birinin ailesine ait bir eve götürdüler ve burası genç kız için adeta bir cehenneme döndü.
Junko'nun kaybolduğu polise bildirilmesin diye adamlar zorla genç kıza ailesini arattırmış; onlara bir arkadaşına gittiğini ve bir süre burada kalacağını, gayet iyi durumda olduğunu söylemesini istemişlerdi. Korkudan ne yapacağını bilemeyen Junko, denilenleri harfi harfine yerine getirince polisin onu arama ihtimali de bu vesileyle suya düşmüş oldu, ne yazık ki.
Kaçırılmasının ardından, 44 gün boyunca Junko Furuta'ya yapılan işkencelerin ardı arkası kesilmedi. Fiziksel acılar bir yana, genç kız inanılmaz ruhsal acılara da maruz kalmıştı.

Bu azap evinde geçirdiği sürenin çoğunda çıplak kalmış ve aşağılanmıştı. Her gün hem vajinal hem de anüsten tecavüze uğramış, üzerine işenmiş, dövülmüş ve kendi idrarını içmeye zorlanmıştı. Hiroshi Miyano'nun yakuza arkadaşları tarafından da cinsel istismara uğrayan zavallı genç kıza 100'den fazla erkeğin tecavüz ettiği ve bir noktada günde en az 12 kez cinsel ilişkiye zorlandığı tahmin ediliyor.
Junko'nun yaşadıkları sadece bunlardan ibaret değildi. Sık sık tecavüzcülerinin önünde mastürbasyon yapmak zorunda kaldı. Cinsel organına yabancı maddeler sokuldu ve vücudunun çeşitli bölgeleri çakmakla yakıldı.

Artık ölmek için yalvaran genç kadının ıstırabı bununla da bitmiyordu. Ellerinden tavana asılıp kum torbası gibi kullanıldı; vajinasına ve anüsüne cam şişe, havai fişek, ampul, makas gibi aletler sokuldu; kafası ezildi; göğüslerine dikiş iğneleri saplandı ve sol meme ucu koparıldı. Yaşadıkları yüzünden ne yemek yiyebiliyor ne de su içebiliyordu, çünkü midesi artık hiçbir şey kabul etmemeye başlamıştı. İdrara çıkamıyor, hatta hareket bile edemiyordu.

Kaçırılmasının 44'ncü gününde, Junko'nun yaşadığı acılar tavan yapar. Bir mahjong oyununda yenilmelerini bahane edip kızı halter barı ile döven adamlar, 2 saat boyunca Junko'ya işkence edip yaktılar.
Vahşice öldürülen genç kızın cesedini bir varile atıp üzerine 55 galon çimento döken katiller, varili Koto bölgesine attılar. Varil polis tarafından bulundu ve suçlular yakalandı. Kızının haberini televizyonda gören anne ise ağır bir psikolojik tedavi sürecine alındı.

Mahkeme tarafından suçluların isimleri gizli tutulmak istense de Shūkan Bunshun adlı bir dergi, yaşananların unutulmasına izin vermemek adına Junko'ya bunu yapan kişilerin isimlerini yayımladı: Hiroshi Miyano, Jo Ogura, Shinji Minato ve Yasushi Watanabe.
İşin en acı tarafı ise zavallı genç kıza bu vahşeti yaşatanların yaşlarının 16 ila 18 arasında değişmesiydi. Suçlular henüz reşit olmadıkları için müebbet hapis cezasına çarptırılmadı, ancak 20 yıla yakın hapse mahkum edildiler. Bildiğimiz kadarıyla şu an hepsi cezaevinden çıkmış durumda...

Junko Furuta'nın bu acıklı hikayesi pek çok kitaba ve filme konu oldu. İnsanlar Junko'nun ve onun hikayesinin kolayca unutulup gitmesine izin vermedi.
İnsanın yüreğini yakan bu hikayenin baş kahramanı olmakla anımsanmak, gittiği yerde Junko'yu ne derece mutlu etmiştir orasını bilemiyoruz. Ama biz zavallı Junko'yu başına gelen bu korkunç olaylarla değil, yüzündeki o tatlı gülümsemeyle anımsamak isterdim...

21 Mart 2018 Çarşamba

Kanagawa-ken de Halal market

Kanagawa şehrinde yaşamıyorum ama oraya gidecekler için de faydam olsun istediğimden, bu paylaşımı yapmayı düşündüm.
Kanagawa’da yaşayan Türklere sanal medyada çok denk geldim.
Bayağı bir Türk varmış bu şehirde.
Güzel bir şehire benziyor. Umarım bir gün gezmeye gitmek nasip olur.


Neysem, bu güzel şehrimizde aşağıda verdiğim adreste tamamen helal ürünler bulunduran bu dükkanı tanıtmak istedim.
Umarım oraya yerleşen veya seyahat amaçlı giden birilerinin hayır duasını almak bana da nasip olur:)
Çünkü gerçekten yurtdışında benim gibi sakınan insanlar için helal ürün yemek zordur.
Ben çok yaşadım bu zorluğu, sizinde yaşamınızı istemediğim için elimden geldiğince bu tür paylaşımlar yapmaya çalışıyorum.
Maksat hayır duası almak:)
Kanagawa-Ken, Fujisawa-Shi, Yoda 593-10

Japonya'da CP marka helal nuggets

Türkiye’den de bildiğimiz “CP” markası Japonya’ya kadar uzanmış:)
Şükürler olsun ki bu firma Japonya’ya halal et çeşitleriyle piyasaya sunulmuş.
Benim gibi nugget delisiyseniz, bu kocaman 1 kiloluk nuggetlere hücum edersiniz:)
“Gyoumu süper market” te bazen helal nugget geliyor ama denk gelmek mesele.


CP markası bilindik bir marka olduğu için güvenebiliriz değil mi?
Gerçi Türkiye’de tercih etmediğim bir marka ama Japonya’da ne yapalım? ;)