11 Mart 2020 Çarşamba

Japonya'da berbat Lise yerleştirme sistemi

Bugün 11 Mart 2020. Japonya genelinde Lise yerleştirme sınavı vardı.
Bizim kız'da bu yıl bu yerleştirme sınavına katıldı.
Son 6 Aydır okulda lise seçme toplantılarına gidip geldik.
Her ay en az 3 toplantı yapıldı.
İlk önce çocuğun planları sorulup öğrenildi. Gelecekte ne olmak istediği vs.
Eğer çocuk bir meslek seçecekse, sınıf öğretmeni ona meslek lisesi önerileri yapıyor.
Çocuğun becerisine ve hayallerine göre sürekli konuşuluyor.

Meslek liseleri, özel kollejler ve düz liselerden kataloklar okullara dağıtılıp o kataloglar 1 ay okulun bir odasında sergileniyor.
Kataloglarda her okulun özellikleri, gelecek planı yapan çocuklar için vaadler ve okulda görülen dersler anlatılıyor.
Yazılı ve resimli olarak en az 20 sayfalık kitapçıklar.

Çocuklarda  bu sergideki okul kataloglarından bir özel kollej, diğeri de devlet okulu olmak üzere 3 tane seçmek zorunda.
Öğretmen en az 50 kere ısrarla bu okulu mu seçtin diye psikolojik baskı ile çocuğu ikilemde tutuyor.
Psikolojik baskı derken, o çocuğun Ortaokulu ortalamasına ve çocuğun kişiliğini göz önüne alarak bu okul sana göre uygun veya değil tartışmaya açıyor.


Çocuk ilk toplantıda 1 özel kollej, 3 devlet okulu seçiyor.
Ama bu 3 seçenek son toplantıda 1'e düşürmek şartıyla.
Anlayacağınız 3 devlet okulundan birini iyice düşünüp seçmek için zaman ve fırsat vermek içindi.

Japonya'da okullarda sınıf öğretmeni iki tanedir.
Her iki öğretmenle veli ve öğrenci bu okullar hakkında 15 günde bir toplantı yapılıyor.

Öğretmen bir tane özel kollej seçmek zorunluluğu veriyor.
Çünkü herkes ücretsiz devlet okuluna gitmek istediği için açıkta kalan çok oluyor. O nedenle garantiye almak için ısrarla özel kollej sınavına da sokuyor çocuğu.

Kataloglardan okullar seçildi, formlar dolduruldu sıra bu seçilen okulları görmeye geldi.
Her okul bu sınavdan önce bir seminer düzenliyor.
O yıl, o okulu seçecek yeni öğrencileri ağırlıyor.
Dersleri canlı canlı izlettiriyor, sınıflar geziliyor, yemek hanesi, havuzu, spor salonu, en sonunda da toplantı salonuna geçiliyor.

Toplantı salonunda büyük ekranlardan okulun geçmişinden başlayarak, çocuklara ve çocuğuyla birlikte gelen velilere vaadler devam ediyor:
İşte biz şöyle okuluz, böyle okuluz, bizim disiplin sistemimiz budur, kız ve erkek üniformalarımız böyledir, kış tatilinde şu kayak merkezine götürüyoruz, yaz tatilinde şu tatil köyüne gidiyoruz vs.
Öğretmenler tek tek kendilerini tanıttıktan sonra seminer biterken geniş açıklamalı kataloglarını ellerinize tutuşturuyorlar:)

Özel kollej de, seçilen 3 devlet okullarıda sınava 2 ay kalaya kadar bu tanıtım seminerini düzenliyor ve bitiriyor.
Geriye sadece eğer o veli ve çocuk o okulu seçerse sınav gününü beklemek kalıyor.
Çocuk veya gidebildiyse veli bu 3 devletten sadece birini seçmek zorunda.
Bu üçü'de olsun deme lüksünüz yok malesef.
İkinci seçenek sadece özel kollej lisesi oluyor.
O da en uygunu yıllık 800 bin yen (40 bin tl) den başlıyor.

Ailenin durumu ve gücü varsa direk çocuğu riske sokmamak için özel kolleji seçiyor.
Yedek olarak devlet okulunu yazıyor.
Biz de öğretmenin zorula bir özel kollej, bir tane de devlet lisesini seçtik.
Kolleji seçerken de benim gücüm yetmez her yıl 40 bin tl vermeye dedim.
O zamanda önüme devlet kredi formaları koydular.
Devlet yıllık 300-600 bin yen arası yardım parası veriyormuş.
Babasının hayrına mı? Yoooo!! O küçücük çocuğu banka kredi borcuna sokarak veriyor!!

Ben: Nasıl  yani dedim?
Öğretmen: siz bu formu doldurursanız devlet yıllık 300 bin yen ile 600 bin yen arası kredi veriyor. Dedim ödeyemem ben o kredi borcunu.
Ha! Siz degil çocuğa veriyor dedi?
Ne!??
Devlet krediyi öğrenciye veriyor. Öğrenip hayatı bitip, iş hayatına başladığında maaşından düşülecek.
Kaç sene? 10 seneyi bulurmuş.. Dedim küçücük çocuğa bu yükü sırtına yükleyemem. Orta okul çocuğu dünyanın borcuna girecek:(

Neyse. Bir şekilde o formu doldurtmadım. Halletmeye çalışacam tamam merak etmeyin dedim.
Bir hafta sonra o özel kollej sınavına girdi kız. Girdi girmesine de malesef kollej sınavını kazandı:)
Bugün de devlet lise sınavına girdi. Asıl duamız devlet lisesini kazanmak.

Japon devlet liselerinde sayı limiti vardır. Her okulun sayı limiti farklıdır.
Bir yer bu yıl sadece 100 öğrenci alabiliriz. Başka yer 200 çocuk alabiliriz diyor.

Eğer seçtiği okulun verdiği sayı içine girip garantiye aldıysa tamam. Ama puanı düşükse ve o 100 kişinin puanının en altında yani 101. Kişiyse o okulu kazanamıyor.
Çocuk bu durumda açıkta kalıyor.

Kazanamazsa iki seçenek kalıyor çocuğa.
1. Seçenek gece lisesi. 17:00 - 21:30 arası 3 yıl boyunca gitmesi gerek.
2. Seçenekte okul hayatı bitecek.

Japonya lise sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bizimle paylaşırmışsınız??

1 Ekim 2019 Salı

Japonya'da bir kavuna 100 TL verdim

Yaz gelince benim canım hep Nektari çekiyor.
Nektariyi çok seviyorum vallahi:) Koca yaz geldi, geçiyor sadece bir kere denk geldim, bir daha da göremedim:(
Bir haftadır nektari de nektari market market dolaşıp duruyorum.
Yok! hiç bir markette bulamıyorum.
Geçenlerde Osaka'nın en varoş, varoşunda dibi olan " Nishinari " mahallesine gittim.
Belki oradaki marketlerde bulurum diye.. Cidden de buldum Heyooooo!!
Salak gibi bir paket alıp geldim. Gerçi pahalıydı ne yapabilirdim ki?

Neysem aldım yedim ama yine canım çekiyor. Bizim semtteki marketlere baktım yok! yok!
Dedim şu Nishinari'ye gideyim yine varsa orada vardır.
Geçenlerde bulduğum o markete koştum ilk, orada da kalmamış.
öyle böyle canım bir meyve olsada yesem'e geçti:)
Baktım kavun var. Dedim kavun alayım o zaman.
Tanesi " 1000 Yen " Yani 50 TL .
Dilimleyip dolaba koyup bu sıcakta buz gibi yerim:)
Kavunu attım bisikletin sepetine. Sepette bir de kol çantamla iş çantam vardı.
Eve dönerken başka marketin önünden geçerken şuna da bakıp döneyim dedim.
Kol çantamı, iş çantamı aldım. iki dakika girip çıkacam bir de kavunu yüklenmeyeyim dedim.
Ne bileyim.. Bizim semtte altın da koysan kimse el sürmez.
Ama bisikleti kilitleyip gittim. Durup dururken bisikletten olmak bana ağır gelir:)


markete girmemle çıkmam 2-3 dakikayı buldu!
döndüm ki bisikletteki kavun yok..
Market görevlisi başındaydı, hemen ona sordum bisiklette kavun vardı nerde?
Adam görmedim kavun falan, bilmiyorum dedi.

Ya dedim iki dakika içinde nasıl çalarlar!
Dedi Eee burası Nishinari.. Burada hırsızlık hat safhada.
Altından donunu çaldırmadığına dua et..
Ya nishinari'nin imeji kötü olduğunu biliyordum, 
İçkici, kumarcı, ağızları ve ahlakları pis olduğunu biliyordum ama hırsızlıklarını bilmiyordum doğrusu..

Ya birde o kadar çok yabancı yaşıyorki bu varoş bölgede, özellikle de dünya genelinde Japonya'ya gelen turistler bu semtte oda kiralıyor.
Ciddende Nishinari bölgesinde Otel, Motel, Hostel, Pansiyon, Guest House vs. çok ucuz.
Ama güvenilir bir bölge değil! Oda ararken bu bölgeden aramamaya özen gösterin derim..
En azından Türkleri oradan uzak tutmaya çalışıyorum, bundan sonra iyice uzaklaştıracam:)

Ya düşünsenize, adamlar market önlerinde pusu kurmuş bekliyor..
Sen sırtını dönmenle poşetleri kapıp gitmeleri bir oluyor..
Eğer ki gerçekten de ihtiyaç sahibi biriyse Helali hoş olsun..
Hakkım helal olsun dedim anında.
Ama bunu bir meslek haline getirip insanların sırtından geçiniyorsa allaha havale ediyorum..
Çünkü o kavunu almak için alın teri dökmüşüm.

Hırsızlıkta haramdır. Çünkü kul hakkına giriyorsun.
Ama buna mecbur kalmış, karnı aç, gerçekten muhtaç biri aldıysa Helal olsun..
İstemeyerekde olsa, bilmeyerekde olsa sevap kazandıysam ne mutlu bana.

Bu yazıda söylemek istediğim bir şey daha var. Japonya öyle bildiğiniz gibi cennet bir ülke değil.
Japonlarda melek değil. Semtine göre iyisi de var kötüsü de.
Biz, Naniwa-ku semtinde yaşıyoruz. Bisikletimiz anahtarsız dursun kimse elini sürmez.
Market önünde saatlerce bisiklette erzaklarla dursun kimse dönüp de bakmaz.
Sadece naniwaku bölgesi değil, Osaka'nın bir çok semtinde öyle. Altın olsa kimse el sürmez.
Ama bu semt cidden tehlileki. Aman nishinaride. uzak durun:))

Not: Bu arada hemen o kavunu aldığım markete geri dönüp bir 50 TL daha verip yeni bir kavun daha aldım:) İnadım inat oldu gibi ama can çekti:)
Olsun. Diğeri kısmeti bulmuş, yapacak bir şey yok:)
Her şey nasip kısmet işi..

29 Eylül 2019 Pazar

Japonya'da Semizotuna hasret kaldım

İnsan vatanından, memleketinden uzaklaşınca sadece topraklarından, evinden, ailesinden uzaklaşmıyor! Alışık olduğu damak tadından da uzaklaşıyor..
Biliyor musunuz? Ben  Japonya'ya kendi isteğimle gelmedim..
Bazen instagram veya Facebook hesabımdan Türkiye'yi öven paylaşımlar yapınca takipçilerim hemen lafı yapıştırı veriyor.. Çok seviyorsan neden kaçtın ülkenden. Neden Japonyadasın o zaman? vs..
Bu benim tercihim değildi ki! Bir insan vatanından ayrıysa kendi tercihi de olmayabiliyor.
Her insanın yaşadığı hayatı bir sebeple seçmek zorunda kalabiliyor neden kendinizi onun yerine koyup iki saniye de olsa düşünmüyorsunuz? Çok alıyorum bu tür tepkiler.
Japonya'ya gelme sebebimi de ilk yazılarımda gelişimi yazdım. Okursanız sevinirim 😊

Japonya'ya taşınalı 8 sene falan olmuştu. Canım o kadar çok semizotu salatası çekiyordu ki annemle her telefonda görüşmemizde semizotu özlemimden bahsederdim.
O da ana yüreği işte hep içerlerdi. Ne yapsam? ne etsem de sana göndersem derdi.
Gelen giden varsa gönderiyim diye çırpınırdı kadıncağız.


Semizotunu ilk kez 10 yaşlarımda memleketim olan Çorum'a gittiğimizde yemiştim.
Hayatımda ilk kez ve dünyanın en lezzetlisi ve organiği olan köy semizotu, köy yayığı ve köy yufkasıyla Canım teyzemin elinden yemek olmuştu. Hala o lezzeti tutturamıyorum.
Benden dolayı olduğunu düşünmüyorum aslında :) Tek sorun köy ürünleriyle yapamadığımdan.

İşte o günden sonra çok sevmiştim semizotunu. Japonya'ya taşındıktan sonra ilk özlemini çektiğim şeylerden biri o olmuştu.
Doğma büyüme şehir kızı olduğumdan yeşillikten hiç mi hiç anlamam.
Anlamadığımı da birazdan göreceksiniz:))
Anlamasamda Telefondan semizotu resmini ve japoncasını bulup markete almaya gitmiştim ilk geldiğim zamanlar. Ama hangi markete gitsem bütün market çalışanları boyunlarını eğip bu nedir? nasıl bir şeydir bilmiyorum dediler.
Hiçbiri semizotunu bilmiyordu, bende tarif edemiyordum:(

Gel zaman git zaman, bir kaç yıl sonra annem ilk ziyaretime Japonya'ya geldi.
Ne annemden ne de benden mutlusu yoktu😍 Her gün bir yere götürüp gezdiriyordum.
Annem aynı ben:) çok sever gezmeyi de konuşmayı da öğrenmeyi de.
geldikten bir kaç gün sonra bizim caddeden yürürken bir anda yolun ortasında durdu kaldı öylecek.
Hiç kıpırdamadan yere dik dik bakıyor.
Korktum noldu acaba? Hemen geri dönüp noldu? bir şeyin mi var dedim?
Annemin yüzü şekilden şekile girmeye başladı:) Önce şaşkın bakışlar, sonra tebessüm en sonrada kızgın bakışlarıyla bana dönüp geri zekalı yer gök semizotunu ya burası.
Onca zamandır üzülüyordum ne yapsamda buna semizotu gönderip de yedirsem diyordum.
Kızım sen manyak mısın? Evin dibi semizotu kaynıyor hiç mi farketmedin! dedi...

Anne semizotu nedir? neye benzer ben ne bileyim! Ben bunlarıları ot sanıyordum.
Tamam yedim bir kere ve çok sevdim, özledim ama pişmiş halini biliyorum sadece!
Şimdi bunlar semizotu mu cidden? diye kendimi gerçekten de gerizekalıya koyup masum rolü yaptım:) Eee kadının vicdanıyla oynadık onca yıl:))

Annemi o an görecektiniz.. Saldırıyor semizotlarına:)) Mübarek cidden de öyle bir bereketli çıkmış ki! Sanırım 10 kilo kadar toplamış annem o hızıyla:)
Eve geldik, birlikte temizleyip, pişirip yedim ama nasıl yiyorummmm parmaklarımla birlikte:))
Ben onu yerken annemin sevincini görmeniz gerekti:) Kadının yüzü nasıl gülüyor, tarif etmemin imkanı yok:)

Annem 3 ay kaldı yanımda, 3 ay boyunca da gördüğümüz göreceğimiz bütün semizotlarını toplayıp haftanın 2-3 günü bana pişirip durdu:) hatta dönmesine 1 hafta kala dondurucumu semizotu ile doldurup öyle gitti anammm:))

21 Eylül 2019 Cumartesi

Japonya'da tereyağı ve süt ürünleri kıtlığı yaşanıyor

2014 yılında Japonya'da tereyağı kıtlığı hat safhadaydı.
Normal büyük marketlerde bile tereyağı reyonlarında " Japonya genelinde tereyağı kıtlığı nedeniyle uzun bir süre ürün bulunmamaktadır yazıyordu.
O zamanlar ciddi şekilde türk yemekleri yapamama sorunu yaşıyorduk.
Çünkü margarinlerde domuz katkısı olduğu için margarin kullanamıyoruz.
Sadece hakiki tuz ve sütten imal edilmiş tereyağı sokabiliyoruz evlerimize.

Arkadaşlar, nerede bir tereyağı stoğu bulsa hemen mesajla birbirimize bildiriyorduk. şu semtte, şu markette, şu sayıda tereyağı buldum acele edin diye birbirimizi haberdar ederdik.
6 ayı bulmuştu bu kıtlık. Daha çok büyük toptancı marketlerde bulunuyordu.
O da öyle istediğin gibi almak ne mümkün. Bir müşteri sadece bir tane alabilir uyarı kağıdı asılıydı o reyonda. Kasadan sadece tek tereyağı ile geçerdik.

Hani ertesi gün gidip alırım bir şey olmaz diye içinizden geçirdiyseniz bu da mümkün değildi:)
Çünkü o büyük toptancı marketlerde bile haftada 1-2 kez çıkıyordu. Sıvı yağ ile idare etmeye çalışmıştık ya.. Ne günlerdi..


Bugün yine bir toptancı marketi olan " 業務スーパー Gyoumu super market " e gittim.
Dedim yarın sabah kahvaltıya mıhlama yapayım. Canım çekiyordu ne zamandır:)
Önce peynirimi aldım, sonra tereyağı reyonuna uğrayıp tereyağını almak için elimi bir uzattım ki ne?? Almanya'dan ithal edilmiştir Menşeini gördüm. Dedim eyvah! yine mi bir kıtlık geliyor :((

Japonya'da hayvancılık ve mandıracılık yok denilecek bir seviyede..
Marketlerdeki süt ürünleri markalarına bakıyorum en fazla 2-3 marka var.
O kadar az seçenek var ki hatta günün ilk yarısında süt almadıysanız öğleden sonra 2-3 gibi süt almaya gittiğinizde süt reyonlarının tamamen bomboş olma olasılığıyla karşılaşma oranı %80 dir
Ben iş dönüşü alışverişe gidebiliyorum. O yüzden de çoğu zaman bu süt reyonlarının doluluğunu yakalayamıyor:) Ya bırak doluluğu bir tane bile süt bulamıyorum.

Onun içindir ki izinli günlerimde ve hafta sonları 2-3 paket birden alıp dolaba stokluyorum.
Süt candır ya, her şeyime ihtiyaç.
Peynirden hiç bahsetmeyeyim:) Japonya'da peynir sadece Hokkaido bölgesinde üretiliyor.
Hokkaido japonyanın en kuzeyi olduğu için bağ ve bahçecilik orada yetiştirilemiyor. En fazla patates ve pirinç oluyor. Asıl uğraşları hayvancılık.

Japonya' nın sırf o kısmında olduğu içindir ki peynir , süt ve tereyağı stokları çok az.
Peynir genelde tüm reyonlarda ithal edilmiş ürünler oluyor. Tereyağı çok nadir görüyorum hatta bin de bir diyeyim.  Umarım yeni bir kriz daha kapıda değildir..
1980 ve 1990 ların Türkiye kıtlığını yaşayanlar çok iyi bilirler. Hatta 1970 lerde daha fazlaymış, yaşımdan dolayı sadece annemlerden duyduğum kadarıyla para var ama gıda yokmuş.
Japonya'da da öyle. para gani gani ama süt ürünleri bulamıyorsun...